Ona Nasıl Kandım? Kendimi Aptal Gibi Hissediyorum
Bir ilişkinin içinde yaşarken göremediğiniz bazı şeyleri, ilişki bittikten sonra çok daha net görmeye başladığınız oldu mu?
Belki size söylenen sözlerin ne kadar tutarsız olduğunu şimdi fark ediyorsunuz. Belki verdiğiniz tavizleri, görmezden geldiğiniz davranışları veya her defasında kabul ettiğiniz açıklamaları düşünüyorsunuz. Belki de çevrenizdeki insanlar başından beri bir şeylerin yolunda olmadığını gördüklerini söylüyor.
Sonra zihniniz aynı yere dönüp duruyor:
“Ona nasıl kandım?”
“Bunu nasıl göremedim?”
“Ben gerçekten bu kadar saf mıydım?”
“Kendimi aptal gibi hissediyorum.”
Bir insan tarafından hayal kırıklığına uğratılmak zaten acı vericidir. Fakat bazen asıl yorucu olan yalnızca karşı tarafın yaptıkları değildir. Kişi, yaşananların ardından kendi zekâsından, sezgilerinden ve insanları tanıma becerisinden de şüphe etmeye başlayabilir.
Burada baştan önemli bir ayrım yapmak gerekir:
Birine güvenmiş olmanız, aptal olduğunuz anlamına gelmez.
Bir davranışı geç fark etmiş olmanız da o davranışı hak ettiğiniz anlamına gelmez.
Elbette geçmişe dürüstçe bakmak, görmezden geldiğiniz işaretleri ve kendi sınırlarınızı anlamak değerlidir. Ancak bunu kendinizi aşağılayarak yapmak ile yaşadığınız deneyimden bir şey öğrenmeye çalışmak aynı şey değildir.
Bu yazıda “ona nasıl kandım?” sorusunu yalnızca karşı tarafın kişiliği üzerinden değil; güven, umut, belirsizlik, yoğun ilgi, kademeli sınır ihlalleri ve sonradan oluşan kendini suçlama duygusuyla birlikte ele alacağım.
“Ona nasıl kandım?” sorusu neden bu kadar acıtır?
Çünkü bu soru çoğu zaman yalnızca bir ilişkiyi sorgulamaz.
Kişinin kendisiyle ilgili taşıdığı pek çok düşünceyi de sarsabilir:
“Ben insanları iyi tanırım.”
“Benim başıma böyle bir şey gelmez.”
“Birisi yalan söylese mutlaka anlarım.”
“Ben sınırlarımı koruyabilen biriyim.”
“Ben güçlü ve mantıklı bir insanım.”
Yaşananlar bu düşüncelerle uyuşmadığında kişi yalnızca üzülmez; utanabilir, öfkelenebilir ve kendi kimliğine yabancılaşmış gibi hissedebilir.
Aslında “Nasıl kandım?” sorusunun altında bazen şu daha büyük soru vardır:
“Kendime tekrar güvenebilir miyim?”
Bu nedenle iyileşme süreci yalnızca karşı tarafı unutmakla ilgili değildir. Kendi algınıza, kararlarınıza ve sınırlarınıza yeniden güvenebilmeyi de içerir.

Şimdi çok açık görünen şey, o zaman neden açık değildi?
Bir olayın sonucunu öğrendikten sonra, geçmişteki işaretler zihnimize daha belirgin görünmeye başlayabilir. Psikolojide geriye dönük yanlılık olarak ele alınan bu eğilim, sonradan öğrendiğimiz bir sonucu başından beri tahmin edebilirmişiz gibi hissetmemize neden olabilir.
İlişki bittikten veya bir gerçek ortaya çıktıktan sonra parçalar birleşir:
Geç gelen mesajlar, çelişen açıklamalar, tutulmayan sözler, bir anda değişen tavırlar… Bugünden bakınca bütün bunlar tek bir sonuca gidiyormuş gibi görünebilir.
Fakat siz ilişkinin içindeyken sonu bilmiyordunuz.
Elinizde bütün hikâye değil, o güne kadar gördüğünüz parçalar vardı. Üstelik bu parçaların yanında sevgi, güzel anılar, özürler, açıklamalar, ortak planlar ve düzeleceğine dair bir umut da bulunuyordu.
Geriye dönük yanlılık üzerine yapılan çalışmalar, bir sonucun ortaya çıkmasının geçmişteki belirsizliği zihnimizde olduğundan daha küçük göstermesine yol açabildiğini belirtir. Başka bir ifadeyle, bugün bildiğiniz şeylerle dünkü kendinizi yargılamak her zaman adil bir değerlendirme değildir. (Roese ve Vohs, 2012)
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bugünkü bilgilerim o gün elimde olsaydı yine aynı kararı verir miydim?”
Cevabınız “hayır” ise bu, o gün aptal olduğunuzu değil; bugün daha fazla bilgiye sahip olduğunuzu da gösterebilir.
Bir insanın problemli davranışlarını başta neden göremeyebiliriz?
İlişkilerin başında insanlar birbirlerini sınırlı koşullar içinde tanır.
Birlikte geçirilen zaman daha planlıdır. Günlük hayatın stresi, sorumluluklar, kıskançlık, para, aileler, hayal kırıklıkları ve çatışmalar henüz ilişkinin içine tam olarak girmemiş olabilir. Bu nedenle bir insanın sınırlarla, reddedilmeyle, öfkeyle veya sorumlulukla nasıl baş ettiğini görmek zaman alabilir.
Ayrıca herkes ilişkinin başında en savunmasız, en zor veya en çatışmalı tarafını hemen göstermez. Bu her zaman bilinçli bir aldatma anlamına gelmez. Bazı insanlar gerçekten iyi bir başlangıç yapmak ister; fakat yakınlık arttıkça taşıdıkları güçlükler görünür hâle gelir. Bazıları ise kendisini olduğundan farklı göstererek güven kazanmayı bilinçli biçimde tercih edebilir.
Dışarıdan aynı görünen iki başlangıcın altında farklı süreçler bulunabilir.
Bu yüzden yalnızca ilişkinin nasıl başladığına değil, zaman içinde nasıl devam ettiğine bakmak gerekir.
Şunlar daha belirleyicidir:
Söyledikleriyle yaptıkları uzun vadede uyumlu mu?
Hata yaptığında sorumluluk alabiliyor mu?
“Hayır” dediğinizde sınırınıza saygı duyuyor mu?
Bir çatışmada sizi anlamaya mı çalışıyor, yoksa sizi cezalandırıyor mu?
Yakınlık arttıkça güven de artıyor mu, yoksa belirsizlik mi çoğalıyor?
Özürden sonra davranış gerçekten değişiyor mu?
Bir insanı tanımak, ilk izlenimi doğru okumaktan çok zaman içindeki tutarlılığı görebilmektir.
Yoğun ilgi her zaman sağlıklı yakınlık anlamına gelir mi?
Bazen ilişki çok hızlı ve yoğun başlayabilir.
Uzun mesajlar, sürekli aramalar, büyük iltifatlar, erken gelecek planları, “Seni hayatım boyunca aradım” gibi güçlü cümleler ve kısa sürede oluşan yoğun bir yakınlık hissi ortaya çıkabilir.
Bu deneyim insana çok özel hissettirebilir.
“Sonunda beni gerçekten gören biri var.”
“İlk kez bu kadar emin hissediyorum.”
“Kimse beni böyle sevmemişti.”
Hızlı başlayan her ilişki sağlıksız değildir. Yoğun ilgi gösteren herkes de manipülatif değildir. Ancak bazen love bombing veya sevgi bombardımanı olarak adlandırılan yoğun idealizasyon, kişinin güvenini hızla kazanmak ve ilişkinin doğal tanıma sürecini atlamak için kullanılabilir.
Burada yoğunluğun kendisinden çok, sonrasında ne olduğuna bakmak gerekir.
İlgi, siz sınır koyduğunuzda bir anda geri mi çekiliyor?
Büyük sözlerin arkasından tutarlı davranışlar geliyor mu?
Hızlı yakınlık, sizi çevrenizden uzaklaştırmaya mı başlıyor?
Karşı tarafın sevgisi, istediğini yaptığınız sürece mi devam ediyor?
Başlangıçtaki güzel dönem, sonraki kırıcı davranışları affetmeniz için sürekli hatırlatılan bir döneme mi dönüşüyor?
İlişkide kendinizi özgür mü, yoksa sürekli o ilk günlere dönmeye çalışırken mi hissediyorsunuz?
Sağlıklı yakınlık yalnızca yoğun hissettirmez. Aynı zamanda zaman içinde güvenli, karşılıklı ve tutarlı bir alan oluşturur.
Tutarsızlık neden bazen daha fazla bağlanmanıza yol açabilir?
Bir insanın bir gün çok yakın, ertesi gün oldukça mesafeli olması kafa karıştırıcıdır.
İlgi geldiğinde rahatlar, geri çekildiğinde ne olduğunu anlamaya çalışırsınız. Zihin, belirsiz kalan konu üzerinde daha fazla düşünmeye başlayabilir:
“Ne değişti?”
“Bir hata mı yaptım?”
“Biraz daha sabırlı olursam eskisi gibi olur mu?”
“Gerçek hâli hangisi; bana çok yakın olan mı, beni görmezden gelen mi?”
Belirsizliğin romantik çekim ve kişi hakkında düşünme üzerinde etkili olabileceğini gösteren deneysel bulgular vardır. Bu, her belirsiz ilişkinin daha güçlü bir bağ oluşturacağı anlamına gelmez. Ancak zihnin cevabını bulamadığı bir ilişkiye daha fazla enerji ayırabilmesini anlamamıza yardımcı olabilir. (Whitchurch, Wilson ve Gilbert, 2011)
Özellikle incitici davranışlarla şefkatli dönemlerin birbirini izlediği ilişkilerde, kişi başlangıçtaki güzel hâlin geri dönmesini bekleyebilir. Şiddet içeren ilişkiler üzerine yapılan araştırmalarda da güç dengesizliği ile kötü davranışların aralıklı biçimde ortaya çıkmasının, ayrılık sonrasında bile sürebilen güçlü duygusal bağlarla ilişkili olabileceği gösterilmiştir. (Dutton ve Painter, 1993)
Burada dikkatli olmak gerekir: Her zor ilişki “travma bağı” değildir. Her tutarsızlık da bilinçli manipülasyon anlamına gelmez. Fakat ilişkinin sizi sürekli kaygı ile kısa süreli rahatlama arasında bırakması, içinde bulunduğunuz döngüyü daha yakından değerlendirmeniz gerektiğini gösterebilir.

Kırmızı bayrakları görmediniz mi, yoksa açıklamaya mı çalıştınız?
İnsanlar çoğu zaman işaretleri hiç görmedikleri için değil, gördükleri davranışlara makul bir açıklama buldukları için ilişkide kalır.
Örneğin:
Yaşanan davranış | O sırada kurduğunuz açıklama | Bugün sorabileceğiniz soru |
Sık sık plan iptal etmesi | “Çok yoğun bir dönemden geçiyor.” | Yoğun olsa bile bana karşı sorumluluk alıyor muydu? |
Bir gün yakın, bir gün uzak olması | “Duygularını göstermekte zorlanıyor.” | Bu belirsizlik sürekli olarak benim daha fazla çabalamama mı neden oluyordu? |
Sınırınıza kızması | “Geçmişte çok incinmiş.” | Geçmişi, bugün sınırımı ihlal etmesini haklı çıkarıyor muydu? |
Söylediklerini inkâr etmesi | “Belki ben yanlış hatırlıyorum.” | Tartışmaların sonunda sürekli kendi algımdan mı şüphe ediyordum? |
Kırıcı davranıp sonra çok şefkatli olması | “Aslında kötü biri değil.” | Güzel anlar, tekrar eden zararı görünmez mi kılıyordu? |
Sizi çevrenizden uzaklaştırması | “Sadece beni çok seviyor ve kıskanıyor.” | Bu ilişki içinde özgürlük alanım giderek daralıyor muydu? |
Bir davranışın nedenini anlamaya çalışmak insani bir çabadır. Sevdiğiniz birini tek bir hatasıyla tanımlamak istememeniz de anlaşılırdır.
Ancak açıklamak ile kabul etmek aynı şey değildir.
Karşı tarafın geçmişte incinmiş olması, sizi incitmesini haklı çıkarmaz. Duygularını ifade etmekte zorlanması, sizin aylarca belirsizlik içinde bırakılmanız gerektiği anlamına gelmez. Öfkeli olması, hakaret etme hakkı vermez.
Bazen önemli soru “Bunu neden yaptı?” değildir.
Daha önemli soru şudur:
“Bu davranış bende nasıl bir etki yaratıyor ve ben bu etkiyle yaşamaya devam etmek istiyor muyum?”
Gaslighting, kişinin kendine güvenini nasıl zayıflatabilir?
Bazı ilişkilerde kişi yaşadığı problemi dile getirdiğinde konu hızla değişebilir.
Siz yalanı konuşmak istersiniz; konu sizin ne kadar güvensiz olduğunuza gelir. Siz kırıldığınızı söylersiniz; konu sizin aşırı hassas olmanıza döner. Bir tutarsızlığı hatırlatırsınız; size yanlış hatırladığınız söylenir.
Bu durum sürekli tekrar ettiğinde yalnızca karşı tarafla anlaşmazlık yaşamazsınız. Kendi algınızı da savunmak zorunda kalırsınız.
Gaslighting, basit bir fikir ayrılığından farklıdır. Güç dengesinin bulunduğu yakın ilişkilerde kişinin gerçekliği üzerinde sistemli bir hâkimiyet kurma biçimi olarak ele alınmaktadır. (Sweet, 2019)
Her “Ben öyle hatırlamıyorum” cümlesi gaslighting değildir. İnsanlar olayları gerçekten farklı hatırlayabilir. Belirleyici olan, tek bir tartışmadan çok tekrar eden örüntüdür.
Eğer tartışmaların sonunda sürekli olarak daha karışık, daha suçlu ve daha yetersiz hissediyorsanız Gaslighting Nedir? yazısı bu ayrımı daha yakından değerlendirmenize yardımcı olabilir.
“Kendimi aptal gibi hissediyorum” cümlesinin altında ne olabilir?
Bu cümle her zaman zekâyla ilgili değildir.
Bazen altında utanç vardır:
“Başkaları öğrenirse benim hakkımda ne düşünür?”
Bazen öfke vardır:
“Bunu kendime nasıl yaptım?”
Bazen kaybedilen zamana duyulan yas vardır:
“Bunca yıl boşuna mı geçti?”
Bazen de kontrolü geri kazanma isteği vardır:
“Hata tamamen bendeyse, bir daha asla yapmayarak kendimi koruyabilirim.”
Kendini suçlamak bazen acı verici olsa da insana sahte bir kontrol hissi verebilir. Çünkü “Ben aptaldım” demek, “Karşımdaki insanı bütün davranışlarıyla kontrol edemezdim ve o gün geleceği bilmiyordum” gerçeğinden daha kolay gelebilir.
Fakat bütün sorumluluğu kendinize almak sizi gerçekten daha güvende yapmaz.
Daha sağlıklı olan, sorumluluğu doğru yerlere ayırabilmektir:
Yalan söyleyen kişinin sorumluluğu yalan söylemektir.
Sınır ihlal eden kişinin sorumluluğu sınırı ihlal etmektir.
Sizin sorumluluğunuz ise bugün gördüğünüz şeyi ciddiye almak, ihtiyaçlarınızı anlamak ve bundan sonraki sınırlarınızı belirlemektir.
Sorumluluk almak ile suçu üstlenmek aynı şey değildir.
Kendini suçlama döngüsü nasıl ilerleyebilir?
Aşama | Zihinden geçen düşünce | Daha dengeli karşılığı |
Gerçeğin ortaya çıkması | “Her şey yalanmış.” | Bazı deneyimler gerçek, bazı anlatılar yanıltıcı olabilir; ikisini ayırmak zaman alır. |
Geçmişi tarama | “Bütün işaretler ortadaydı.” | Bazı işaretler vardı; fakat o gün bugünkü sonucu bilmiyordum. |
Kendini yargılama | “Aptal ve safım.” | Güvendim, umut ettim ve elimdeki bilgilerle karar verdim. |
Kesinlik arama | “Bir daha kimseye güvenmemeliyim.” | Güven ya hep ya hiç olmak zorunda değil; zaman ve tutarlılıkla kurulabilir. |
İçe kapanma | “Kimseye anlatamam.” | Utanç yalnızlaştırır; güvenli bir insanla konuşmak bakış açımı genişletebilir. |
Bu döngüyü fark etmek, geçmişteki bütün kararlarınızı doğru ilan etmek değildir.
Amaç, kendinizi cezalandırmadan ne olduğunu anlayabilmektir.
Yaşadığınız ilişkiyi kendinizi suçlamadan nasıl değerlendirebilirsiniz?
1. Olayları açıklamalardan ayırın
Bir zaman çizelgesi hazırlayabilirsiniz. Yalnızca gözlemleyebildiğiniz davranışları yazın:
“Planı üç kez son anda iptal etti.”
“Bu konuşmayı yaptığını daha sonra inkâr etti.”
“Sınır koyduğumda iki gün konuşmadı.”
Ardından o gün bu davranışlara verdiğiniz açıklamaları ayrı bir sütuna ekleyin.
Bu çalışma, ne yaşadığınız ile yaşananı anlamlandırmak için kurduğunuz hikâyeyi birbirinden ayırmanıza yardım edebilir.
2. Kişiliğe tanı koymak yerine davranışı adlandırın
Karşı tarafın “narsist”, “sosyopat” veya başka bir etikete sahip olup olmadığını kesinleştirmeye çalışmak zihninizi daha fazla yorabilir.
Şu cümleler daha somut olabilir:
Bana defalarca yalan söyledi.
Sınırlarımı kabul etmedi.
Beni küçümsedi.
Davranışlarının sorumluluğunu almadı.
Beni çevremden uzaklaştırmaya çalıştı.
Bir ilişkiye devam etmemek için karşı tarafın tanı almış olması gerekmez. Size sürekli zarar veren bir davranışın varlığı başlı başına önemlidir.
3. “Neden kaldım?” sorusunu daha şefkatli sorun
“Ben neden bu kadar aptaldım?” yerine şunları sorabilirsiniz:
O dönem bu ilişkide hangi ihtiyacım karşılanıyordu?
Beni en çok hangi umut ilişkide tuttu?
Hangi davranışlar bana tanıdık geliyordu?
Yalnız kalmak, reddedilmek veya başarısız olmak benim için ne anlama geliyordu?
Sınır koyduğumda ne olmasından korkuyordum?
İlişkinin ilk dönemindeki hangi hâle dönmesini bekliyordum?
Eğer farklı ilişkilerde kendinizi benzer bir konumda bulduğunuzu düşünüyorsanız Neden Hep Yanlış Kişilere Aşık Oluyorum? yazısına da göz atabilirsiniz.
4. Güvendiğiniz bir insanın bakış açısından yararlanın
Utanç kişiyi yalnızlaştırabilir. Yaşadıklarınızı anlatmaktan kaçındıkça yalnızca kendi zihninizin içinde kalabilirsiniz.
Sizi aşağılamadan dinleyebilecek, karar vermeye zorlamayacak ve yaşadıklarınızı küçümsemeyecek bir insanla konuşmak olayları daha dengeli görmenize yardımcı olabilir.
Burada amaç, herkesin fikrini toplamak değildir.
Amaç, güvenli bir ilişkide kendi sesinizi yeniden duyabilmektir.
5. Yeni sınırlarınızı somutlaştırın
“Bir daha asla kandırılmayacağım” gerçekçi bir hedef değildir. Hiç kimse başka bir insanı kusursuz biçimde okuyamaz.
Daha gerçekçi hedefler şunlar olabilir:
Sözlerden çok zaman içindeki davranış tutarlılığına bakacağım.
Rahatsız olduğum bir şeyi erken dönemde dile getireceğim.
“Hayır” dediğimde verilen tepkiyi önemseyeceğim.
Belirsizliği aylarca tek başıma taşımayacağım.
Yakın çevremden kopmamı isteyen davranışları ciddiye alacağım.
Sürekli kendimi kanıtlamam gereken bir ilişkiyi sevginin doğal bedeli olarak görmeyeceğim.
Güvenli olmak, hiç risk almamak değildir. Kendinizi terk etmeden bir ilişkiye girebilmektir.
Kendinize sorabileceğiniz 12 soru
Bu ilişkide sözlerle davranışlar ne kadar uyumluydu?
Rahatsız olduğum şeyleri söylediğimde dinleniyor muydum?
Sınırlarım karşısında nasıl bir tepkiyle karşılaşıyordum?
İlişkinin içinde kendimden daha emin mi, daha şüpheli mi hâle geldim?
Sürekli karşı tarafın niyetini anlamaya çalışırken kendi duygumu geri plana mı attım?
Güzel anlar, tekrar eden kırıcı davranışları görmemi zorlaştırdı mı?
İlişkide kalmamı sağlayan şey sevgi miydi, umut muydu, korku muydu?
Ayrılmayı düşündüğümde en çok neyi kaybetmekten korkuyordum?
Karşı tarafın değişme ihtimaline mi, mevcut davranışlarına mı bağlanmıştım?
Bugünkü bilgilerimle geçmişteki hangi sınırı daha erken koymak isterdim?
Gelecekte aynı davranışla karşılaşırsam ne yapmayı seçebilirim?
En yakın arkadaşım aynı ilişkiyi anlatsaydı ona nasıl konuşurdum?
Bu soruların amacı kendinizi sorguya çekmek değildir.
Amaç, yaşadığınız ilişkiyi yalnızca “Ben nasıl kandım?” cümlesine sıkıştırmadan daha geniş bir çerçevede görebilmektir.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Her hayal kırıklığı terapi gerektirmez. Bir ilişkiden sonra üzülmek, öfkelenmek ve geçmişi tekrar tekrar düşünmek bir süre için anlaşılırdır.
Ancak şu durumlarda psikolojik destek almayı değerlendirebilirsiniz:
Kendinizi uzun süredir değersiz, aptal veya utanılacak biri gibi hissediyorsanız
İnsanlara ve kendi kararlarınıza güvenmekte belirgin biçimde zorlanıyorsanız
Yaşanan konuşmaları zihninizde sürekli tekrar ediyorsanız
Karşı tarafın sizi kandırıp kandırmadığını kanıtlamaya çalışmak gününüzün büyük bölümünü kaplıyorsa
Benzer ilişki döngülerini tekrar tekrar yaşadığınızı düşünüyorsanız
Sınır koyduğunuzda yoğun suçluluk veya terk edilme korkusu hissediyorsanız
İlişkinin etkisi uykunuzu, işinizi, eğitiminizi veya günlük sorumluluklarınızı zorluyorsa
Yaşadıklarınızın ardından yoğun kaygı, umutsuzluk veya kendinize zarar verme düşünceleri ortaya çıktıysa
Kendinize zarar verme düşünceniz varsa bunu tek başınıza taşımaya çalışmamanız; yakın çevrenizden ve sağlık hizmetlerinden vakit kaybetmeden destek almanız önemlidir.
Eğer ilişkide fiziksel şiddet, cinsel zorlama, tehdit, takip, ekonomik şiddet veya güvenliğinizi riske atan başka davranışlar varsa öncelik ilişkinin nedenlerini analiz etmek değil, güvenliğinizi sağlamaktır. Böyle durumlarda bireysel ve uzmanlaşmış destek daha güvenli bir başlangıç olabilir.
Psikoloğa Ne Zaman Gidilir? yazısında destek almayı düşündürebilecek işaretleri daha ayrıntılı ele alıyorum.
Ona nasıl kandım? Sık sorulan sorular
Birinin gerçek yüzünü geç görmek aptallık mıdır?
Hayır. Bir insanı ancak zaman, farklı koşullar ve tekrar eden davranışlar içinde tanıyabilirsiniz. Geçmişe bakıp bazı işaretleri fark etmek öğrenmenize yardımcı olabilir; fakat o gün sahip olmadığınız bilgiler nedeniyle kendinizi aşağılamak adil değildir.
Sevgi bombardımanı kesin olarak manipülasyon anlamına gelir mi?
Hayır. Hızlı başlayan veya yoğun yaşanan her ilişki manipülatif değildir. Yoğun ilginin ardından kontrol, cezalandırma, değersizleştirme, izolasyon veya kademeli sınır ihlalleri geliyorsa örüntüyü ciddiye almak gerekir.
Kırmızı bayrakları neden görmezden geldim?
Bazen işaretler tek başına kesin görünmez. Sevgi, umut, karşı tarafın açıklamaları, güzel dönemler, yalnız kalma korkusu veya ilişkinin düzeleceğine dair beklenti davranışları farklı yorumlamanıza neden olabilir. Bu durumları anlamak, sizi suçlamak için değil gelecekte sınırlarınızı daha erken fark edebilmek için önemlidir.
Beni inciten kişiyi hâlâ özlemem normal mi?
Bir kişiyi özlemek, onunla yeniden sağlıklı bir ilişki kurabileceğiniz anlamına gelmez. Onu, ilişkinin ilk dönemini, alıştığınız düzeni, kendinizi onun yanında hissettiğiniz hâli veya gerçekleşmesini beklediğiniz geleceği özlüyor olabilirsiniz.
Bundan sonra kimseye güvenemeyecekmiş gibi hissetmem normal mi?
Büyük bir hayal kırıklığından sonra güven konusunda temkinli hissetmek anlaşılırdır. Ancak amaç herkese hemen güvenmek veya kimseye hiç güvenmemek değildir. Güveni küçük adımlarla, zaman içindeki tutarlılığa ve sınırlarınıza verilen tepkilere bakarak yeniden kurabilirsiniz.
Aynı tür ilişkilere yönelmek bende bir problem olduğu anlamına mı gelir?
Tek başına gelmez. Bazen tanıdık gelen ilişki biçimleri, bağlanma eğilimleri, öz-değerle ilgili hassasiyetler veya belirsizliğe verilen tepkiler partner seçimlerini etkileyebilir. Bunlar değişmez bir kader değil; fark edilip üzerinde çalışılabilecek örüntülerdir. Bu konuda Kaygılı Bağlanma Nedir? yazısı da yardımcı olabilir.
Kendinize yeniden güvenmek mümkün
“Ona nasıl kandım?” sorusunun tek ve kolay bir cevabı olmayabilir.
Belki karşınızdaki insan bazı şeyleri bilinçli olarak gizledi. Belki davranışları zaman içinde değişti. Belki siz sevdiğiniz, güvendiğiniz ve ilişkinin düzeleceğini umduğunuz için bazı işaretlere farklı anlamlar verdiniz. Belki de bütün bunların bir kısmı aynı anda yaşandı.
Fakat şu ayrımı korumak önemlidir:
Birine güvenmiş olmak başka, gördüğünüz zararı bugün inkâr etmeye devam etmek başka bir şeydir.
Geçmişteki kendinizi aşağılamak sizi daha bilge yapmaz. Yaşadığınız şeyi açıkça adlandırmak, kendi ihtiyaçlarınıza dönmek ve sınırlarınızı yeniden kurmak ise gerçekten koruyucu olabilir.
Belki bugün kendinizi aptal gibi hissediyorsunuz.
Ama bu duygu sizin kim olduğunuzu anlatmak zorunda değil.
Bu deneyime zamanla şöyle bakabilmeniz mümkün olabilir:
“O gün bildiklerimle elimden geleni yaptım. Bugün daha fazlasını görüyorum. Bundan sonra kendimi terk etmeden sevmeyi ve güvenmeyi yeniden öğrenebilirim.”
İlişkide yaşadıklarınızı, kendinizi suçlama biçiminizi veya tekrar eden ilişki örüntülerinizi daha yakından anlamak istiyorsanız psikolojik destek almayı değerlendirebilirsiniz. Seanslarımı hem online hem de yüz yüze sürdürüyorum. Terapinin amacı size kime güveneceğinizi söylemek değil; kendi duygularınızı, ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı daha açık duyabileceğiniz bir alan oluşturmaktır.
Kaynakça
Dutton, D. G. & Painter, S. (1993). Emotional Attachments in Abusive Relationships: A Test of Traumatic Bonding Theory. Violence and Victims, 8(2), 105–120.
Roese, N. J. & Vohs, K. D. (2012). Hindsight Bias. Perspectives on Psychological Science, 7(5), 411–426.
Sweet, P. L. (2019). The Sociology of Gaslighting. American Sociological Review, 84(5), 851–875.
Whitchurch, E. R., Wilson, T. D. & Gilbert, D. T. (2011). “He Loves Me, He Loves Me Not…”: Uncertainty Can Increase Romantic Attraction. Psychological Science, 22(2), 172–175.




Yorumlar