top of page

Neden Hep Yanlış Kişilere Aşık Oluyorum? Tekrar Eden İlişki Döngülerinin Psikolojik Nedenleri

  • Yazarın fotoğrafı: Oğuz Demir
    Oğuz Demir
  • 1 gün önce
  • 11 dakikada okunur

İlişkiniz sona erdiğinde kendinize şu soruyu sorduğunuz oldu mu?

“Ben neden sürekli benzer insanlarla karşılaşıyorum?”

Belki ilişkinin başlangıcında her şey oldukça farklı görünüyordu. Karşınızdaki kişi önceki partnerlerinize benzemiyordu. İlgi alanları farklıydı. Hayata bakışı farklıydı. Tanışma biçiminiz bile farklıydı.

Fakat zaman geçtikçe tanıdık bir duygu ortaya çıkmaya başladı.

Yine yeterince görülmediğinizi düşündünüz. Yine karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışırken kendinizi yoruldunuz. Yine ilişkinin yükünü büyük ölçüde siz taşıdınız. Yine sevildiğinizden emin olabilmek için daha fazla çaba göstermeniz gerektiğini hissettiniz. Yine bir gün yakın, bir gün mesafeli davranan biriyle karşı karşıya kaldınız. Yine ilişki bittiğinde yalnızca karşı tarafı değil, kendi değerinizi de sorgulamaya başladınız.

Bu noktada insan bazen kendisine karşı oldukça sert davranabilir:

“Bende bir problem mi var?” “İnsanları tanımayı beceremiyor muyum?” “Neden hep yanlış seçimler yapıyorum?” “Beni gerçekten seven biriyle neden karşılaşamıyorum?” “İlişkilerimde neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?”

Bu sorular anlaşılırdır. Ancak partner seçimlerini yalnızca “doğru insanı bulamamak” veya “yanlış kararlar vermek” şeklinde açıklamak çoğu zaman yeterli değildir.

Çünkü ilişkilerde tekrar eden döngüler her zaman bilinçli seçimlerden oluşmaz.

Bazen bizi kendisine çeken şey, sağlıklı olan değil; tanıdık olandır.


“Yanlış Kişi” Ne Anlama Geliyor?

Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bir ilişkinin sona ermesi, mutlaka yanlış bir insanı seçtiğiniz anlamına gelmez. Her ilişki farklı nedenlerle bitebilir. İki insan birbirini sevse bile ihtiyaçları, beklentileri, yaşam planları veya iletişim biçimleri zaman içinde uyuşmayabilir.

Benzer şekilde her çatışma da sağlıksız bir ilişkinin göstergesi değildir. Yakın ilişkilerde zaman zaman anlaşmazlıkların yaşanması doğaldır.

Burada “yanlış kişi” ifadesiyle anlatılmak istenen şey daha çok şudur:

Farklı insanlarla ilişki yaşamanıza rağmen, kendinizi sürekli olarak benzer bir duygusal konumda bulmanız.

Örneğin:

  • Sürekli olarak duygularını açıkça ifade etmeyen kişilere yönelmek

  • Karşı tarafın ilgisini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atmak

  • İlişkinin başında yoğun ilgi gösteren fakat zamanla geri çekilen kişilerle karşılaşmak

  • Birinin sizi seçmesi için kendinizi ispatlamanız gerektiğini hissetmek

  • İlişkideki belirsizlik arttıkça daha fazla bağlanmak

  • Size iyi gelmediğini bildiğiniz bir ilişkiden uzaklaşmakta zorlanmak

  • Ayrılık sonrasında sürekli olarak kendi hatalarınızı düşünmek

  • Karşı tarafın davranışlarını anlamaya çalışırken kendi sınırlarınızı gözden kaçırmak

İsimler değişebilir. İlişkiler farklı zamanlarda yaşanabilir. Fakat ilişkinin sizde bıraktığı his benzer kalabilir.

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta da budur.


Tekrar Eden İlişki Döngüsü Nasıl Oluşabilir?

Bazı ilişkilerde süreç kabaca şu şekilde ilerleyebilir:

İlk olarak karşınızdaki kişiye karşı yoğun bir çekim hissedersiniz. Onunla konuşmak, onu daha yakından tanımak ve ilişkinin nereye gideceğini görmek istersiniz.

Zaman içinde beklentileriniz artar. Yakınlık geliştikçe duygusal ihtiyaçlarınız da daha görünür hâle gelir. İletişimin daha net, daha karşılıklı ve daha güvenli olmasını beklersiniz.

Fakat bir noktada karşı tarafın davranışlarında belirsizlik hissedebilirsiniz. Mesajlar azalabilir. Duygularını ifade etmekten kaçınabilir. İlişkinin yönü hakkında net konuşmayabilir. Yaklaştığınızı hissettiğiniz anda geri çekilebilir.

Bu belirsizlik sizde kaygı yaratabilir.

Ardından zihniniz yoğun biçimde çalışmaya başlayabilir:

“Bir şey mi yaptım?” “Benden sıkıldı mı?” “Başka biri olabilir mi?” “Çok mu üzerine gittim?” “Biraz geri çekilirsem tekrar ilgilenir mi?” “Daha anlayışlı davranırsam düzelir mi?” “Beni gerçekten seviyor mu?”

Bu sorular arttıkça ilişkiye daha fazla enerji ayırmaya başlayabilirsiniz.

Bazen daha sık mesaj atarsınız. Bazen karşı tarafın davranışlarındaki küçük değişiklikleri analiz edersiniz. Bazen kendinizi geri çekmeye çalışırsınız. Bazen ilişkinin bitmesinden korktuğunuz için normalde kabul etmeyeceğiniz bazı şeyleri kabul edersiniz.

Bir süre sonra ilişkinin kendisi kadar, ilişkiyi anlamaya çalışma çabası da yorucu hâle gelir.

Aşağıdaki grafiği bu bölümün hemen altına ekleyebilirsiniz:



 Tanıdık gelen bir kişiye yönelme, yakınlık beklentisi, belirsizlik, kaygı ve yoğun düşünme, daha fazla çaba gösterme veya geri çekilme aşamalarından oluşan tekrar eden ilişki döngüsü grafiği.
Bazı ilişkilerde isimler ve koşullar değişse de yaşanan duygusal süreç benzer biçimde tekrar edebilir. Döngüyü fark etmek, kendinizi suçlamak değil; yaşadığınız örüntüyü anlamaya başlamak demektir.

Bazen Tanıdık Olan, Güvenli Gibi Hissedilebilir

İnsan her zaman bilinçli olarak kendisine iyi gelmeyecek bir ilişkiyi seçmez.

Hatta çoğu zaman ilişkinin başında karşısındaki kişinin kendisini zorlayacağını öngörmez. Aksine yoğun bir yakınlık, heyecan veya çekim hisseder.

Ancak burada önemli bir soru vardır:

Bir insan neden bazı kişilere karşı çok daha yoğun bir çekim hissederken bazı kişilere karşı aynı yakınlığı hissetmez?

Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur.

Fakat bazı durumlarda çekimin altında yalnızca uyum değil, tanıdıklık hissi de bulunabilir.

Tanıdık olan her zaman rahatlatıcı olmayabilir. Bazen çocukluk döneminden, önceki ilişkilerden veya kişinin kendisiyle ilgili taşıdığı bazı düşüncelerden gelen duygusal bir tanıdıklık söz konusu olabilir.

Örneğin sevgiye ulaşmak için sürekli çaba göstermeniz gerektiğini öğrendiyseniz, açıkça ilgi gösteren ve duygusal olarak ulaşılabilir bir insan size beklediğiniz kadar çekici gelmeyebilir.

Buna karşılık bir gün yakın, bir gün mesafeli davranan biri zihninizde daha fazla yer kaplayabilir.

Çünkü belirsizlik, dikkati artırabilir.

İnsan bazen karşısındaki kişiyi gerçekten tanımaya çalışmaktan çok, ondan gelecek bir sonraki işareti beklemeye başlayabilir.

Bu süreçte yoğunluk, sevginin kanıtı gibi algılanabilir.

Oysa bir ilişkinin sizi sürekli düşündürmesi, o ilişkinin mutlaka sağlıklı olduğu anlamına gelmez.


Yoğun Çekim ile Sağlıklı Yakınlık Aynı Şey Değildir
Yoğun Çekim ile Sağlıklı Yakınlık Aynı Şey Değildir

Yoğun Çekim ile Sağlıklı Yakınlık Aynı Şey Değildir

Bazı ilişkiler oldukça yoğun başlar.

Uzun mesajlaşmalar, sık görüşmeler, hızlı paylaşımlar, geleceğe dair erken konuşmalar ve güçlü bir heyecan hissi ortaya çıkabilir.

Bu yoğunluk kişide şu düşünceyi yaratabilir:

“Sanırım sonunda aradığım insanı buldum.”

Elbette hızlı başlayan her ilişki sağlıksız değildir.

Ancak ilişkinin başındaki yoğunluk ile ilişkinin uzun vadede taşıyabileceği güven aynı şey değildir.

Sağlıklı yakınlık yalnızca heyecanla değil; zaman içinde görülen tutarlılıkla da ilgilidir.

Karşınızdaki kişinin söyledikleri ile yaptıkları uyumlu mu? Zorlayıcı bir konu konuşulduğunda iletişim kurabiliyor mu? Sınırlarınıza saygı gösteriyor mu? İlişkinin sorumluluğunu sizinle birlikte taşıyor mu? Belirsizlik yarattığında bunu konuşmaya açık mı? Yakınlık arttığında tamamen geri mi çekiliyor? Sizi yalnızca kaybetme ihtimali ortaya çıktığında mı arıyor?

Bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca ne kadar yoğun hissettiğinize değil, o ilişkinin içinde kendinizi nasıl hissettiğinize de bakmanız önemlidir.

Çünkü bazen kişi karşısındaki insanı değil, onunla birlikte yaşadığı duygusal hareketliliği özleyebilir.


Bağlanma Biçimleri İlişkileri Nasıl Etkileyebilir?

İlişkilerde tekrar eden örüntüleri anlamaya çalışırken bağlanma biçimlerinden söz etmek faydalı olabilir.

Bağlanma kavramı, insanların yakın ilişkilerde güven, yakınlık, mesafe ve destek ihtiyacını nasıl deneyimlediğini anlamaya yardımcı olan psikolojik çerçevelerden biridir.

Yetişkin ilişkileri üzerine yapılan çalışmalarda bağlanmayla ilgili güvensizlik çoğunlukla iki boyut üzerinden ele alınır: bağlanma kaygısı ve bağlanmadan kaçınma. Bu boyutların, insanların ilişkilerde stres yaşadıklarında nasıl düşündükleri, hissettikleri ve davrandıklarıyla bağlantılı olabileceği belirtilmektedir.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir.

Bağlanma biçimleri insanları kesin kategorilere ayırmak veya hızlıca etiketlemek için kullanılmamalıdır.

“Ben kaygılıyım.” “O kaçıngan.” “Bizim ilişkimiz bu yüzden yürümeyecek.”

Bu tür kesin yargılar çoğu zaman konuyu gereğinden fazla basitleştirir.

Bir kişinin davranışları yalnızca bağlanma biçimiyle açıklanamaz. Yaşam deneyimleri, kişilik özellikleri, mevcut ilişkinin koşulları, iletişim becerileri, stres düzeyi ve sınır koyma biçimi de önemlidir.

Bağlanma kavramı bir etiket değil, kendinizi daha yakından anlamanıza yardımcı olabilecek bir çerçevedir.


Kaygılı Bağlanma Eğilimi

Bağlanma kaygısı yüksek olduğunda kişi ilişkide terk edilme, reddedilme veya yeterince sevilmeme ihtimaline karşı daha hassas olabilir.

Karşı tarafın mesajlarına, ses tonuna veya davranışlarındaki küçük değişikliklere daha fazla dikkat edebilir.

Örneğin:

  • Mesajın geç gelmesini kişisel algılayabilir

  • Karşı tarafın uzaklaşmasından yoğun biçimde kaygılanabilir

  • Sürekli olarak ilişkinin devam edip etmeyeceğini düşünebilir

  • Partnerinden sık sık güvence almaya ihtiyaç duyabilir

  • İlişkiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilir

  • Küçük bir belirsizliği zihninde büyütebilir

  • Karşı tarafın ilgisini kendi değeriyle ilişkilendirebilir

Bu durumda kişi yalnızca partnerine bağlanmaz.

Aynı zamanda partnerinin davranışlarını sürekli takip etmeye de başlayabilir.

Bazen bir mesajın tonu, bazen sosyal medyada görülen bir paylaşım, bazen birkaç saatlik sessizlik kişinin gününün önemli bir bölümünü etkileyebilir.


Kaçıngan Bağlanma Eğilimi

Bağlanmadan kaçınma eğilimi yüksek olduğunda ise kişi yakınlık arttıkça kendisini daha fazla baskı altında hissedebilir.

Duygular hakkında konuşmak zor gelebilir. Yardım istemek, ihtiyaç belirtmek veya kırılgan görünmek rahatsız edici olabilir.

Örneğin:

  • İlişki ciddileştiğinde geri çekilebilir

  • Duygularını ifade etmekten kaçınabilir

  • Yakınlık ihtiyacını küçümseyebilir

  • Sorunları konuşmak yerine uzaklaşmayı tercih edebilir

  • Karşı tarafın duygusal beklentilerini fazla yoğun bulabilir

  • Bağımsızlığını kaybetmekten korkabilir

  • İlişki içinde mesafe oluşturarak rahatlamaya çalışabilir

Bu iki eğilim bir araya geldiğinde yorucu bir ilişki döngüsü oluşabilir.

Bir taraf yakınlık ve güvence aradıkça diğer taraf geri çekilebilir. Diğer taraf geri çekildikçe ilk taraf daha fazla kaygılanabilir ve ilişkiyi korumak için daha fazla çaba gösterebilir.

Çiftlerin bağlanma kaygısı ve kaçınma düzeylerinin birlikte ele alınmasının güven, ilişki doyumu ve bağlılık gibi değişkenleri anlamada önemli olabileceğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır.

Ancak tekrar vurgulamak gerekir:

Bu süreç iki insanın değişmez biçimde mahkûm olduğu bir kader değildir.

Farkındalık, açık iletişim, sınırların belirlenmesi ve gerektiğinde profesyonel destek, ilişkinin daha sağlıklı biçimde ele alınmasına yardımcı olabilir.


“Beni Seçerse Kendimi Değerli Hissedeceğim” Düşüncesi
“Beni Seçerse Kendimi Değerli Hissedeceğim” Düşüncesi

“Beni Seçerse Kendimi Değerli Hissedeceğim” Düşüncesi

Bazı ilişkilerde kişi karşısındaki insanın sevgisini istemekten daha fazlasını ister.

Onun tarafından seçilmeyi, kendi değerinin bir kanıtı olarak görmeye başlayabilir.

Özellikle mesafeli, kararsız veya duygusal olarak ulaşılması zor bir insanla ilişki yaşandığında şu düşünceler ortaya çıkabilir:

“Benim için değişirse gerçekten özel olduğumu anlayacağım.” “Biraz daha sabırlı olursam bana güvenecek.” “Onu anlayan tek kişi benim.” “Benden önce kimseyle böyle bir bağ kurmamış olabilir.” “Beni kaybettiğini fark ettiğinde geri dönecek.” “Yeterince iyi davranırsam ilişki düzelecek.”

Bu düşünceler kişiyi uzun süre beklemeye, fazla sorumluluk almaya veya kendi ihtiyaçlarını geri plana atmaya yöneltebilir.

Fakat burada şu soruyu sormak önemlidir:

“Bu ilişkide gerçekten seviliyor muyum, yoksa sevilebilmek için sürekli olarak kendimi ispatlamaya mı çalışıyorum?”

Bir ilişkide zaman zaman çaba göstermek doğaldır.

Ancak sevginin sürekli olarak kazanılması gereken bir ödüle dönüşmesi kişiyi yıpratabilir.

Sağlıklı bir ilişkide kişi yalnızca karşı tarafın ihtiyaçlarını anlamaya çalışmaz. Kendi ihtiyaçlarının da farkında olur.


Belirsizlik Neden Bu Kadar Güçlü Bir Etki Yaratabilir?

İnsan zihni tamamlanmamış konular üzerinde düşünmeye eğilimlidir.

İlişkinin yönü açık değilse, karşınızdaki kişi ne hissettiğini net biçimde ifade etmiyorsa veya davranışları tutarsızsa zihniniz sürekli olarak eksik parçaları tamamlamaya çalışabilir.

Bir gün oldukça yakın davranan birinin ertesi gün geri çekilmesi, yalnızca üzüntü yaratmaz.

Aynı zamanda merak yaratır.

“Ne değişti?” “Yanlış bir şey mi söyledim?” “Bir sorun mu var?” “Benden uzaklaşmak mı istiyor?” “Yoksa yalnızca zamana mı ihtiyacı var?”

Bu sorular arttıkça ilişkinin kendisi zihninizde daha fazla alan kaplamaya başlayabilir.

Bazen kişi karşısındaki insana değil, belirsizliğin yarattığı çözülmemiş probleme bağlanır.

Kapanmamış bir dosya gibi sürekli olarak ilişkiyi düşünür.

Oysa netlik istemek fazla beklenti içinde olmak değildir.

İlişkinin yönü, iletişimin biçimi ve iki tarafın ihtiyaçları hakkında konuşabilmek sağlıklı yakınlığın önemli parçalarıdır.


Çocukluk Deneyimleri Her Şeyi Açıklar mı?

İlişkiler konuşulduğunda sık sık çocukluk dönemine dönülür.

Elbette erken dönem ilişkiler önemlidir. Bir çocuk sevgi, güven, yakınlık ve duygusal ihtiyaçlar hakkında ilk deneyimlerini bakım veren kişilerle kurduğu ilişkiler içinde yaşar.

Fakat yetişkinlikte yaşanan her ilişki problemini yalnızca çocukluk dönemine bağlamak doğru değildir.

İnsan yalnızca geçmişinden ibaret değildir.

Sonraki ilişkiler, arkadaşlıklar, kayıplar, hayal kırıklıkları, sınır ihlalleri, olumlu deneyimler ve kişinin zaman içinde kendisiyle kurduğu ilişki de önemlidir.

Bu nedenle daha faydalı soru şudur:

“Geçmişimde ne oldu?” sorusunun yanında, “Bugün ilişkilerde hangi durumlar beni özellikle tetikliyor?” sorusunu da sormak.

Örneğin:

  • Görmezden gelinmek mi?

  • Mesajlara geç cevap verilmesi mi?

  • Karşı tarafın net olmaması mı?

  • Eleştirilmek mi?

  • Bir anda uzaklaşılması mı?

  • Yalnız kalmak mı?

  • Birinin sizi seçmemesi mi?

  • Kontrolü kaybetmek mi?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplar, yalnızca partnerinizi değil; kendi duygusal ihtiyaçlarınızı da daha yakından tanımanıza yardımcı olabilir.


Aynı İlişkiyi Tekrar Yaşadığınızı Nasıl Fark Edebilirsiniz?

Farklı kişilerle birlikte olmanıza rağmen aşağıdaki durumları sık sık yaşıyorsanız tekrar eden bir ilişki örüntüsünü değerlendirmek faydalı olabilir:

  • İlişkilerinizin başı oldukça yoğun, sonu ise çoğunlukla belirsiz oluyorsa

  • Duygusal olarak ulaşılması zor kişilere daha fazla çekildiğinizi fark ediyorsanız

  • İlişkide sürekli olarak karşı tarafın ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorsanız

  • Partnerinizin ilgisi azaldığında kendi değerinizi sorgulamaya başlıyorsanız

  • İlişkinin yükünü çoğunlukla tek başınıza taşıdığınızı hissediyorsanız

  • Karşı taraf değişirse her şeyin düzeleceğini düşünüyorsanız

  • Kendi sınırlarınızı ifade ettiğinizde terk edilmekten korkuyorsanız

  • Yalnız kalmamak için size iyi gelmeyen bir ilişkiyi sürdürüyorsanız

  • Bir ilişki biter bitmez benzer dinamiklere sahip yeni bir ilişkiye yöneliyorsanız

  • Huzurlu ilişkileri sıkıcı, belirsiz ilişkileri ise daha çekici buluyorsanız

  • Partnerinizin küçük bir davranışı ruh hâlinizi gün boyunca etkiliyorsa

  • İlişkilerinizde sürekli olarak “yeterli olursam beni sevecek” düşüncesini taşıyorsanız

Bu maddeler tek başına bir tanı anlamına gelmez.

Ama bazı sorular üzerinde daha yakından düşünmeniz için bir başlangıç noktası olabilir.


Kendinize Sorabileceğiniz Sorular
Kendinize Sorabileceğiniz Sorular

Kendinize Sorabileceğiniz Sorular

Bir ilişkiye başladığınızda veya mevcut ilişkinizi değerlendirmeye çalıştığınızda yalnızca “Onu seviyor muyum?” sorusuna odaklanmayın.

Şu sorular da önemli olabilir:

  1. Bu ilişkinin içinde kendimi genel olarak nasıl hissediyorum?

  2. Karşı tarafın yanında rahatça kendim olabiliyor muyum?

  3. İhtiyaçlarımı dile getirdiğimde suçluluk hissediyor muyum?

  4. Sınır koyduğumda terk edilmekten korkuyor muyum?

  5. Karşımdaki insan söyledikleriyle davranışları arasında tutarlı mı?

  6. Bir sorun yaşadığımızda konuşabiliyor muyuz?

  7. Sürekli olarak karşı tarafın davranışlarını analiz ediyor muyum?

  8. Bu ilişki hayatımı destekliyor mu, yoksa bütün zihinsel alanımı mı kaplıyor?

  9. Sevgi gördüğümde rahatlıyor muyum, yoksa biraz sonra kaybetmekten mi korkuyorum?

  10. Karşımda gerçekten nasıl biri var, yoksa onun zamanla dönüşeceği kişiye mi bağlanıyorum?

  11. İlişkiyi sürdürmek için hangi ihtiyaçlarımdan vazgeçiyorum?

  12. Bu ilişki sona ererse yalnızca onu mu kaybetmekten korkuyorum, yoksa kendimle ilgili bazı düşüncelerle mi yüzleşeceğim?

Bu soruların amacı ilişkinizi hızla bitirmenize veya sürdürmenize karar vermek değildir.

Ama yaşadığınız süreci biraz daha açık biçimde görmenize yardımcı olabilir.


Döngüyü Fark Etmek Kendinizi Suçlamak Değildir

Tekrar eden ilişki örüntülerini fark etmek bazen zorlayıcı olabilir.

Kişi geçmişte yaşadığı ilişkileri düşündüğünde kendisini eleştirmeye başlayabilir:

“Nasıl fark etmedim?” “Neden bu kadar uzun süre bekledim?” “Neden aynı hatayı tekrar yaptım?” “Neden daha önce uzaklaşamadım?”

Ancak geçmişte verdiğiniz kararları bugünkü farkındalığınızla yargılamak her zaman adil değildir.

O dönem sahip olduğunuz ihtiyaçlar, korkular, umutlar ve yaşam koşulları farklı olabilir.

Belki yalnız kalmaktan korkuyordunuz. Belki karşınızdaki kişinin değişeceğine inanıyordunuz. Belki sevginin çok çaba göstermek anlamına geldiğini düşünüyordunuz. Belki sınır koyduğunuzda kaybedileceğinizi hissediyordunuz. Belki de yaşadığınız şeyin sizi ne kadar yorduğunu fark etmek zaman aldı.

Farkındalık suçlamak için değil, anlamlandırmak için kullanıldığında faydalıdır.

Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

“Geçmişte neden böyle davrandım?” yerine, “Bugün benzer bir durumda kendimi nasıl daha iyi koruyabilirim?”


Döngüyü Kırmak Mümkün mü?

Evet.

Ancak döngüyü kırmak yalnızca farklı bir insanla tanışmak anlamına gelmez.

Çünkü bazen kişi partnerini değiştirir fakat ilişkideki konumunu değiştirmez.

Yine kendisini ispatlamaya çalışır. Yine karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Yine belirsizliğe uzun süre dayanır. Yine sınır koyduğunda suçluluk hisseder. Yine ilişki içinde kendisini kaybetmeye başlar.

Bu nedenle değişim öncelikle fark etmekle başlar.

Şu adımlar faydalı olabilir:


1. Çekiminizi anlamaya çalışın

Bir insanda sizi etkileyen şey yalnızca olumlu özellikleri mi?

Yoksa ulaşılması zor olması, tam olarak ne hissettiğini bilememeniz veya sizi zaman zaman merakta bırakması da çekimin bir parçası mı?


2. Yoğunluğu güvenle karıştırmamaya çalışın

Bir ilişki sizi sürekli heyecanlandırabilir.

Fakat aynı ilişki sizi sürekli kaygılandırıyorsa yalnızca hislerin yoğunluğuna değil, ilişkinin size nasıl bir alan açtığına da bakın.


3. Sınırlarınızı daha erken fark edin

Bir ilişkinin sizi zorladığını anlamak için tamamen tükenmeniz gerekmez.

Rahatsız olduğunuz durumları erken dönemde ifade etmeye çalışın.


4. Karşınızdaki kişinin potansiyeline değil, mevcut davranışlarına bakın

Bir insanın zaman içinde değişmesi mümkündür.

Fakat ilişkinizi yalnızca değişim ihtimali üzerine kurmak sizi uzun süre belirsizlik içinde bırakabilir.


5. Kendi hayatınızı ilişkinin dışında da sürdürün

Arkadaşlıklarınız, günlük rutininiz, ilgi alanlarınız, işiniz ve kişisel alanınız yalnızca ilişki iyi giderken değil, ilişkinin her döneminde önemlidir.


6. Kendinize karşı daha açık olun

İlişkinin size iyi gelmediğini fark ettiğinizde bunu küçümsemeyin.

“Belki fazla düşünüyorum.” “Belki çok hassasım.” “Belki biraz daha sabırlı olmalıyım.”

Bazen bu cümleler gerçekten düşünmeye yardımcı olur. Bazen de uzun süredir rahatsız olduğunuz bir durumu görmezden gelmenize neden olur.


Psikolojik Destek Ne Zaman Faydalı Olabilir?

Her ilişki problemi terapi gerektirmez.

İlişkilerde zorlanmak, ayrılık sonrasında üzülmek veya zaman zaman benzer soruları düşünmek insani deneyimlerdir.

Ancak bazı durumlarda yaşanan döngü kişinin yaşam kalitesini belirgin biçimde etkileyebilir.

Şu durumlarda psikolojik destek almayı değerlendirebilirsiniz:

  • Farklı ilişkilerde sürekli olarak aynı sorunları yaşadığınızı düşünüyorsanız

  • Duygusal olarak ulaşılması zor kişilere yöneldiğinizi fark ediyorsanız

  • İlişki içindeki belirsizlik gününüzün büyük bölümünü etkiliyorsa

  • Partnerinizin davranışlarını sürekli olarak analiz ediyorsanız

  • İlişkide sınır koymakta zorlanıyorsanız

  • Terk edilme ihtimali karşısında yoğun kaygı yaşıyorsanız

  • Size iyi gelmediğini düşündüğünüz bir ilişkiden uzaklaşamıyorsanız

  • İlişkilerinizde kendi ihtiyaçlarınızı sürekli geri plana atıyorsanız

  • Bir ayrılığın ardından kendi değerinizi sorgulamaya başlıyorsanız

  • Yalnız kalmamak için istemediğiniz durumları kabul ediyorsanız

  • Geçmiş ilişkileriniz günlük yaşamınızı, uykunuzu veya işlevselliğinizi belirgin biçimde etkiliyorsa

Hakaret, tehdit, takip, baskı, fiziksel şiddet veya cinsel şiddet içeren durumlarda öncelik ilişki dinamiklerini analiz etmek değildir.

Öncelik güvenliğinizi korumak ve gerekli profesyonel ya da hukuki desteğe başvurmaktır.


Terapi Sürecinde Neleri Ele Alabiliriz?
Terapi Sürecinde Neleri Ele Alabiliriz?

Terapi Sürecinde Neleri Ele Alabiliriz?

Terapi, size yalnızca “bu ilişkiden ayrılın” veya “bu ilişkiye devam edin” şeklinde bir cevap verilen bir alan değildir.

Her ilişki farklıdır.

Asıl amaç, sizin ilişkiler içinde nasıl bir konum aldığınızı daha yakından anlamaktır.

Terapi sürecinde şu başlıklar üzerinde çalışabiliriz:

  • Partner seçimleri

  • Bağlanma biçimleri

  • Terk edilme ve reddedilme korkusu

  • Öz-değer sorunları

  • İlişkilerde sınır koyma güçlüğü

  • Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma

  • Yoğun düşünme eğilimi

  • Yalnız kalma korkusu

  • Duygusal ihtiyaçları ifade etmekte zorlanma

  • Sağlıklı yakınlık ile duygusal bağımlılık arasındaki fark

  • Geçmiş ilişkilerin mevcut seçimlere etkisi

  • Çocukluk döneminden gelen bazı duygusal hassasiyetler

  • İlişkilerde sürekli olarak fazla sorumluluk alma

  • Karşı tarafın davranışlarını kendi değeriyle ilişkilendirme

  • Ayrılık sonrasında toparlanma süreci

Bazen kişinin yalnızca ilişkilerini değil, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de anlaması gerekir.

Çünkü bazı ilişkilerde asıl soru şu değildir:

“Karşımdaki insan neden böyle davranıyor?”

Asıl soru bazen şudur:

“Bu davranışlar beni uzun süredir zorlarken neden hâlâ kendimi geri plana atmaya devam ediyorum?”

Bu soruya verilecek cevap her zaman kolay olmayabilir.

Ancak yaşadığınız ilişki döngülerini fark etmek, gelecekte daha sağlıklı sınırlar oluşturabilmeniz için önemli bir adım olabilir.


Online ve Yüz Yüze Seans İmkânı

İlişkilerinizde benzer döngüleri tekrar tekrar yaşadığınızı düşünüyor, partner seçimlerinizi daha yakından anlamak istiyor veya mevcut ilişkinizde sınırlarınızı korumakta zorlanıyorsanız psikolojik destek almayı değerlendirebilirsiniz.

Seanslarımı hem online hem de yüz yüze olarak sürdürüyorum.

Online görüşmeler, bulunduğu şehir veya ülke nedeniyle yüz yüze seansa katılamayan ya da kendi ortamında görüşmeyi tercih eden kişiler için uygun bir seçenek olabilir.

Yüz yüze seanslarda ise danışanla aynı fiziksel ortamda, güvenli ve gizliliğe dayalı bir terapi çerçevesi içinde çalışıyorum.

Her iki görüşme biçiminde de temel amaç aynıdır:

Yaşadığınız ilişki örüntülerini yargılamadan ele almak, duygularınızı daha yakından anlamak ve kendi ihtiyaçlarınızla daha sağlıklı bir ilişki kurmanızı desteklemek.


Yanlış Kişileri Seçmekten Daha Fazlası

“Neden hep yanlış kişilere aşık oluyorum?” sorusu ilk bakışta yalnızca partnerlerle ilgili gibi görünebilir.

Fakat bazen bu soru, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki hakkında da önemli şeyler anlatır.

Sevilmek için ne kadar çaba göstermeniz gerektiğini düşünüyorsunuz? Bir ilişkide nelere katlanmanız gerektiğine inanıyorsunuz? Sınır koyduğunuzda ne olmasından korkuyorsunuz? Yakınlık sizin için huzur mu, yoksa sürekli olarak kaybetme ihtimali mi taşıyor? Birinin sizi seçmesi, kendinizi değerli hissedebilmeniz için ne kadar önemli?

Bu soruların cevapları herkes için farklıdır.

Her ilişki aynı değildir. Her ayrılık aynı nedenle yaşanmaz. Her yoğun çekim sağlıksız değildir. Her mesafe de mutlaka bir problem anlamına gelmez.

Ancak farklı kişilerle birlikte olmanıza rağmen kendinizi sürekli olarak benzer duyguların içinde buluyorsanız, yalnızca karşınızdaki insanlara değil, ilişkiler içinde nasıl bir konum aldığınıza da bakmanız faydalı olabilir.

Çünkü döngüyü fark etmek, geçmişte verdiğiniz kararlar için kendinizi suçlamak değildir.

Döngüyü fark etmek, bundan sonra kendinize daha farklı bir alan açabilmenin ilk adımıdır.



 
 
 

Yorumlar


bottom of page