Psikoloğa Ne Zaman Gidilir? Psikolojik Destek Almanız Gerektiğini Gösteren İşaretler
- Oğuz Demir
- 3 Haz
- 9 dakikada okunur
Psikolojik destek almaya karar vermek birçok insan için kolay olmayabilir. Bazen uzun süredir kendimizi iyi hissetmediğimizi fark ederiz fakat yaşadığımız sorunların terapiye başlamak için yeterince önemli olup olmadığını sorgularız. Bazen de “Biraz daha dayanırsam geçer”, “Herkes zaman zaman böyle hissediyor” veya “Ben kendi başıma çözebilmeliyim” diye düşünürüz.
Bu düşünceler oldukça anlaşılırdır. Hayatın içinde üzülmek, kaygılanmak, yorulmak veya bazı dönemlerde ne yapacağımızı bilememek son derece insani deneyimlerdir. Her zorlandığımız anda terapiye başlamamız gerekmez.
Ancak bazı duygular, düşünceler ve tekrar eden yaşam örüntüleri zaman içinde günlük hayatımızı belirgin şekilde etkilemeye başlayabilir. Bu noktada psikolojik destek almak yalnızca kriz anlarında başvurulan bir yöntem değildir. Kişinin kendisini daha iyi anlamasına, yaşadığı güçlükleri farklı bir açıdan değerlendirmesine ve hayatında daha sağlıklı bir denge kurmasına yardımcı olabilecek profesyonel bir süreçtir.
Danışanlarımla yaptığım görüşmelerde sıklıkla şu cümleyi duyuyorum:
“Aslında daha önce gelmeyi düşünmüştüm ama sorunlarımın terapiye başlamak için yeterince ciddi olup olmadığından emin değildim.”
Oysa psikoloğa gitmek için hayatınızdaki her şeyin kontrolden çıkmasını beklemeniz gerekmez.
Bu yazıda psikoloğa ne zaman gidilebileceğini, terapiye başlama kararını verirken nelere dikkat edebileceğinizi ve psikolojik danışmanlık sürecinin size nasıl bir alan sunabileceğini anlatmak istiyorum.
Psikoloğa Gitmek İçin Büyük Bir Sorun Yaşamak Gerekir mi?
Toplumda terapi hakkında hâlâ bazı yanlış inanışlarla karşılaşabiliyoruz. Bunlardan biri, yalnızca çok ağır sorunlar yaşayan insanların psikoloğa gitmesi gerektiği düşüncesidir.
Oysa psikolojik destek almak için mutlaka büyük bir kriz yaşamanız gerekmez.
Bazı insanlar yoğun kaygı, panik atak, takıntılı düşünceler veya ilişki problemleri nedeniyle terapiye başvurur. Bazı insanlar ise belirgin bir kriz yaşamıyor olmasına rağmen neden sürekli aynı döngülerin içine girdiğini anlamak ister. Kimi zaman kişi dışarıdan bakıldığında oldukça düzenli bir hayat sürdürür fakat iç dünyasında sürekli bir huzursuzluk, yetersizlik hissi veya zihinsel yorgunluk yaşar.
Terapi yalnızca ortaya çıkan belirtileri azaltmaya yönelik bir süreç değildir. Aynı zamanda kişinin kendisini daha yakından tanımasına, duygularını anlamlandırmasına ve yaşamındaki tekrar eden örüntüleri fark etmesine alan açar.
Şu sorular zihninizden geçiyorsa psikolojik destek almayı değerlendirmeniz faydalı olabilir:
Neden sürekli aynı tür ilişkilerin içinde kendimi buluyorum?
İnsanlara hayır demekte neden bu kadar zorlanıyorum?
Her şey yolundaymış gibi görünmesine rağmen neden kendimi iyi hissetmiyorum?
Küçük bir olay üzerinde neden saatlerce düşünüyorum?
Neden sürekli en kötü ihtimalleri düşünüyorum?
Duygularımı kontrol etmekte neden zorlanıyorum?
Kendime karşı neden bu kadar eleştirelim?
Geçmişte yaşadığım bazı olayları neden hâlâ geride bırakamıyorum?
Bu soruların tek bir cevabı olmayabilir. Ancak terapi sürecinde bu konuları güvenli ve yargılayıcı olmayan bir ortamda ele almak, yaşadığınız güçlükleri daha iyi anlamanıza
yardımcı olabilir.
Psikoloğa Gitmeniz Gerektiğini Gösterebilecek Bazı İşaretler
Her insanın yaşam öyküsü, ihtiyaçları ve sorunlarla baş etme biçimi farklıdır. Bu nedenle terapiye başlama kararı herkes için aynı noktada verilmez.
Yine de bazı durumlar psikolojik destek almayı değerlendirmenin faydalı olabileceğini gösterebilir.
Duygularınız günlük hayatınızı belirgin biçimde etkiliyorsa
Kaygı, üzüntü, öfke veya yalnızlık zaman zaman hepimizin yaşayabileceği duygulardır. Ancak bu duygular uzun süredir devam ediyor ve günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa üzerinde durmak gerekir.
Örneğin sabahları yataktan kalkmakta zorlanıyor, işe veya okula odaklanamıyor, sosyal ortamlardan uzaklaşıyor ya da daha önce keyif aldığınız aktivitelerden artık eskisi kadar zevk alamıyorsanız psikolojik destek almak faydalı olabilir.
Burada önemli olan yalnızca duygunun varlığı değildir. Duygunun ne kadar yoğun yaşandığı, ne kadar süredir devam ettiği ve hayatınızın hangi alanlarını etkilediği de önemlidir.
Zihniniz sürekli aynı düşüncelerle meşgulse
Bazı dönemlerde hepimiz bir konu üzerine uzun süre düşünebiliriz. Ancak zihniniz sürekli geçmiş konuşmaları tekrar ediyor, gelecekle ilgili olumsuz senaryolar üretiyor veya küçük bir karar üzerinde bile saatlerce düşünüyorsa bu durum oldukça yorucu hale gelebilir.
Günümüzde sıklıkla kullanılan ifadelerden biri olan “overthinking”, yani aşırı düşünme eğilimi, kişinin zihinsel olarak sürekli meşgul hissetmesine neden olabilir.
Örneğin:
“Yanlış bir şey mi söyledim?”
“Beni yanlış mı anladı?”
“Ya işler kötü giderse?”
“Bu kararı verirsem pişman olur muyum?”
“Neden bana böyle davrandı?”
“Acaba beni gerçekten seviyor mu?”
Bu sorular zaman zaman akla gelebilir. Ancak zihniniz sürekli bu düşüncelerle uğraşıyor, uyumakta zorlanıyor veya gün içinde başka şeylere odaklanamıyorsanız yaşadığınız düşünce döngülerini anlamak önemli olabilir.
Terapi sürecinde amaç, zihninizden geçen her düşünceyi ortadan kaldırmak değildir. Düşüncelerinizle nasıl bir ilişki kurduğunuzu fark etmek ve sizi yoran döngülerle daha işlevsel biçimde baş etmeyi öğrenmek önemlidir.
Kaygı yaşam alanınızı daraltmaya başladıysa
Kaygı, bizi tehlikelere karşı hazırlayan doğal bir duygudur. Ancak bazı durumlarda kaygı hayatımızı korumaktan çok sınırlandırmaya başlayabilir.
Kaygı nedeniyle:
Toplu taşıma araçlarına binmekten kaçınıyorsanız,
Kalabalık ortamlara girmekte zorlanıyorsanız,
Sosyal etkinlikleri sürekli iptal ediyorsanız,
Yeni bir işe başvurmaktan çekiniyorsanız,
İlişkilerinizde sürekli terk edilme korkusu yaşıyorsanız,
Sağlığınızla ilgili en küçük belirtide yoğun endişeye kapılıyorsanız,
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorsanız,
psikolojik destek almak faydalı olabilir.
Kaygıyı yalnızca bastırmaya çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz. Kaygının hangi durumlarda ortaya çıktığını, hangi düşüncelerle beslendiğini ve hayatınızı nasıl etkilediğini anlamak gerekir.
İlişkilerinizde benzer sorunları tekrar tekrar yaşıyorsanız
İlişkiler, psikolojik dünyamız hakkında önemli ipuçları taşır. Partnerimizle, ailemizle, arkadaşlarımızla veya iş çevremizle yaşadığımız sorunlar bazen yalnızca karşı tarafın davranışlarıyla ilgili değildir.
Kendinizi sürekli aynı tür ilişkilerin içinde buluyor olabilirsiniz. Her ilişkide benzer çatışmaları yaşayabilir, ihtiyaçlarınızı açık biçimde ifade etmekte zorlanabilir veya sınır koyduğunuzda yoğun bir suçluluk hissedebilirsiniz.
Bazı insanlar ilişkilerinde terk edilmekten çok korkar. Bazıları ise yakınlık arttığında geri çekilme eğilimindedir. Bazı kişiler sürekli karşısındaki insanı memnun etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını geri plana atar.
Şu sorular üzerine düşünmek faydalı olabilir:
İlişkilerimde kendimi rahatça ifade edebiliyor muyum?
İhtiyaçlarımı dile getirdiğimde suçluluk hissediyor muyum?
Hayır demekte zorlanıyor muyum?
Karşımdaki insanın sevgisinden sürekli emin olmaya mı çalışıyorum?
Tartışmalarda kendimi tamamen geri mi çekiyorum?
Benzer ilişki sorunlarını farklı insanlarla tekrar tekrar mı yaşıyorum?
Bir ilişki sona erdiğinde kendimi tamamen değersiz mi hissediyorum?
İlişkilerde yaşanan tekrar eden döngüleri fark etmek, yalnızca mevcut ilişkiniz açısından değil, kendinizle kurduğunuz ilişki açısından da önemlidir.
Panik atak veya yoğun bedensel belirtiler yaşıyorsanız
Panik atak yaşayan birçok kişi ilk anda ciddi bir fiziksel sorun yaşadığını düşünebilir. Kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, terleme, titreme, baş dönmesi veya kontrolünü kaybetme korkusu oldukça yoğun hissedilebilir.
Bazen kişi yeniden panik atak yaşamaktan korktuğu için belirli yerlere gitmekten veya belirli aktiviteleri yapmaktan kaçınmaya başlar. Bu durum zamanla kişinin hayatını sınırlandırabilir.
Yoğun bedensel belirtiler yaşadığınızda öncelikle gerekli tıbbi değerlendirmelerin yapılması önemlidir. Bunun yanında belirtilerin kaygı ve panik süreçleriyle ilişkili olduğu düşünülüyorsa psikolojik destek almak faydalı olabilir.
Terapi sürecinde panik atağı tetikleyen düşünceler, duygular ve durumlar ele alınır. Kişinin yaşadığı belirtileri daha iyi tanıması ve kaygıyla baş etme becerilerini geliştirmesi desteklenir.
Takıntılı düşünceler ve tekrar eden davranışlar sizi yoruyorsa
Bazı düşünceler kişinin zihnine istemsiz biçimde gelebilir ve yoğun bir rahatsızlık yaratabilir. Kişi bu düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak için belirli davranışları tekrar tekrar yapma ihtiyacı hissedebilir.
Örneğin:
Kapıyı kilitleyip kilitlemediğinizi defalarca kontrol etmek,
Temizlik veya hijyen konusunda yoğun kaygı yaşamak,
Belirli düşüncelerin aklınıza gelmesinden rahatsız olmak,
Bir davranışı doğru yaptığınızdan emin olmak için sürekli onay aramak,
İçinizin rahatlaması için belirli ritüelleri tekrar etmek,
İstemediğiniz halde zihninize gelen düşüncelerden dolayı kendinizi suçlamak.
Bu tür düşünce ve davranışlar günlük yaşamınızı etkiliyor, çok fazla zamanınızı alıyor veya sizi belirgin biçimde yoruyorsa destek almayı değerlendirebilirsiniz.
Kendinize karşı çok sert davranıyorsanız
Bazı insanlar çevrelerindeki insanlara karşı oldukça anlayışlıdır fakat konu kendileri olduğunda aynı anlayışı gösteremez.
Küçük bir hata yaptıklarında kendilerini uzun süre eleştirebilir, başarılarını küçümseyebilir veya sürekli başkalarıyla kıyaslama yapabilirler.
İç sesiniz sürekli olarak şunları söylüyor olabilir:
“Yeterince iyi değilim.”
“Daha başarılı olmalıydım.”
“Herkes benden daha iyi.”
“Kimse beni gerçekten sevmez.”
“Bir hata yaparsam her şey mahvolur.”
“Kendimi kanıtlamam gerekiyor.”
Bu düşünceler zaman içinde kişinin öz-değer algısını etkileyebilir. Terapi sürecinde amaç, gerçekçi olmayan bir biçimde sürekli olumlu düşünmeye çalışmak değildir. Kendinize karşı daha dengeli, gerçekçi ve anlayışlı bir yaklaşım geliştirebilmek önemlidir.
Geçmişte yaşadığınız olayların etkisini hâlâ hissediyorsanız
Geçmişte yaşanan bazı olaylar sona ermiş olsa bile kişinin üzerindeki etkileri devam edebilir.
Travmatik deneyimler, kayıplar, zorlayıcı ilişkiler, çocukluk döneminde yaşanan güçlükler veya kişinin kendisini güvende hissetmediği olaylar zaman içinde farklı biçimlerde kendisini gösterebilir.
Bazen belirli anılar zihne tekrar tekrar gelir. Bazen kişi belirli insanlardan, mekânlardan veya durumlardan kaçınır. Bazen de olayla ilgili net bir anı hatırlanmasa bile bedensel bir gerginlik, huzursuzluk veya yoğun bir tetikte olma hali devam eder.
Geçmişte yaşananları konuşmak her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle terapi sürecinde kişinin kendisini güvende hissedebileceği bir alan oluşturmak önemlidir. Her konu, kişinin hazır oluşu ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alınmalıdır.
Kendinizi tanımakta ve karar vermekte zorlanıyorsanız
Psikoloğa gitmek için mutlaka belirgin bir psikolojik belirti yaşamanız gerekmez.
Bazen insan hayatının belirli dönemlerinde ne istediğini anlamakta zorlanabilir. İş hayatı, ilişkiler, aile beklentileri veya gelecek planları arasında kendisini sıkışmış hissedebilir.
Dışarıdan gelen beklentiler o kadar yoğun hale gelebilir ki kişi kendi ihtiyaçlarının ne olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir.
Şu sorular size tanıdık gelebilir:
Gerçekten ne istiyorum?
Bu hayat benim seçimlerimden mi oluşuyor?
İnsanları memnun etmeye çalışırken kendimi ihmal ediyor muyum?
Neden karar vermekte bu kadar zorlanıyorum?
Hayatımda bir şeyler eksik ama neyin eksik olduğunu neden anlayamıyorum?
Terapi, bu sorulara sizin yerinize cevap veren bir süreç değildir. Ancak kendi cevaplarınızı bulabilmeniz için daha sağlıklı bir düşünme alanı oluşturabilir.
Terapiye Başlamak Güçsüzlük Değildir
Psikolojik destek almaya karar veren bazı kişiler, yaşadıkları sorunları kendi başlarına çözememiş olmaktan dolayı kendilerini yetersiz hissedebilir.
Oysa terapiye başlamak güçsüzlük göstergesi değildir.
Bazen insanın kendi yaşamına dışarıdan bakması kolay olmaz. Düşüncelerimizin içinde uzun süre kaldığımızda bazı döngüleri fark etmekte zorlanabiliriz. Aynı soruların etrafında dönüp durabilir veya sürekli aynı çözüm yollarını deneyebiliriz.
Psikolojik danışmanlık süreci, yaşadığınız sorunlara sizin yerinize hazır cevaplar veren bir alan değildir. Ama kendinizi daha açık biçimde duyabilmenize, yaşadıklarınızı anlamlandırabilmenize ve farklı seçenekleri fark edebilmenize yardımcı olabilir.
Terapiye gelmek, “Ben tek başıma hiçbir şey yapamıyorum” demek değildir.
Tam tersine, kendi hayatınız için sorumluluk almaya başladığınız anlamına gelebilir.
İyi Bir Psikolog Nasıl Olmalıdır?
Terapi sürecinde yalnızca konuşulan konu değil, psikolog ile danışan arasında kurulan iletişim de önemlidir.
İyi bir psikolog sizi yargılamadan dinleyebilmeli, söylediklerinizi küçümsememeli ve size hazır reçeteler sunmak yerine kendi ihtiyaçlarınızı anlamanıza yardımcı olmalıdır.
Her danışanın hikâyesi farklıdır. Aynı sorunu yaşayan iki insanın ihtiyaçları, geçmiş deneyimleri ve baş etme biçimleri birbirinden tamamen farklı olabilir. Bu nedenle terapi sürecinin kişiye özgü biçimde ele alınması gerekir.
Ben terapi sürecinde etik ilkelere, gizliliğe ve yargısız bir iletişime özellikle önem veriyorum. Danışanlarımın kendilerini rahatlıkla ifade edebilecekleri, anlaşıldıklarını hissedebilecekleri ve kendi iç dünyalarını daha yakından tanıyabilecekleri güvenli bir alan oluşturmaya çalışıyorum.
Amacım danışanı terapiye bağımlı hale getirmek değil; zaman içinde kendi duygularını daha iyi tanıyabilmesini, ihtiyaçlarını daha açık biçimde fark edebilmesini ve hayatındaki sorunlarla daha sağlıklı biçimde baş edebilmesini desteklemektir.
İlk Psikolog Görüşmesinde Neler Konuşulur?
İlk görüşme öncesinde kaygı hissetmek oldukça doğaldır. Daha önce hiç tanımadığınız bir insanla kişisel konularınızı paylaşacak olmak zor gelebilir.
İlk seansta her şeyi anlatmak zorunda değilsiniz.
Görüşmenin temel amacı, sizi terapiye getiren konuları genel hatlarıyla anlamak ve nasıl bir çalışma süreci izlenebileceğini birlikte değerlendirmektir.
İlk görüşmede genellikle şu konular ele alınabilir:
Sizi terapiye başlama kararı almaya yönelten durum,
Son dönemde yaşadığınız duygusal güçlükler,
Günlük hayatınızı etkileyen düşünceler veya davranışlar,
İlişkilerinizde yaşadığınız sorunlar,
Daha önce psikolojik destek alıp almadığınız,
Terapi sürecinden beklentileriniz,
Görüşmelerin sıklığı ve nasıl ilerleyebileceği.
Bazı danışanlar ilk seansta anlatmak istedikleri her şeyi rahatlıkla paylaşabilir. Bazı danışanların ise güven duygusunun oluşması için zamana ihtiyacı olabilir.
Her iki durum da son derece anlaşılırdır.
Terapi bir yarış değildir. Süreç, danışanın ihtiyaçları ve hazır oluşu doğrultusunda ilerler.
Online Terapi mi, Yüz Yüze Terapi mi?
Psikolojik destek almayı düşünen kişilerin en sık sorduğu sorulardan biri, online terapi ile yüz yüze terapi arasında nasıl bir seçim yapmaları gerektiğidir.
Her iki görüşme biçiminin de kendine özgü avantajları vardır.
Online terapi kimler için uygun olabilir?
Online görüşmeler özellikle yoğun çalışma temposu olan, ulaşım için vakit ayırmakta zorlanan veya farklı bir şehirde ya da ülkede yaşayan kişiler için kolaylık sağlayabilir.
Kendi bulunduğunuz ortamdan görüşmeye katılabilmek, zaman yönetimi açısından daha uygulanabilir olabilir.
Online terapiyi tercih edebilecek kişiler arasında:
İş temposu nedeniyle ulaşım için zaman ayırmakta zorlananlar,
İstanbul dışında yaşayanlar,
Yurt dışında bulunanlar,
Evinden çıkmakta zorlananlar,
Seyahat nedeniyle düzenli olarak aynı yerde bulunamayanlar,
Kendilerini kendi ortamlarında daha rahat hissedenler yer alabilir.
Yüz yüze terapi kimler için uygun olabilir?
Bazı danışanlar psikolog ile aynı ortamda bulunmayı ve terapi için fiziksel olarak ayrı bir alana gitmeyi tercih edebilir.
Yüz yüze görüşmeler, kişinin günlük yaşamından kısa süreliğine uzaklaşarak yalnızca kendisine ayırdığı bir zaman dilimi oluşturmasına yardımcı olabilir.
Ben, Psikolog Oğuz Demir olarak hem online hem de yüz yüze psikolojik danışmanlık hizmeti veriyorum. Hangi görüşme biçiminin sizin için daha uygun olduğunu değerlendirirken yaşam koşullarınızı, ihtiyaçlarınızı ve kendinizi hangi ortamda daha rahat ifade edebildiğinizi dikkate alabilirsiniz.
Pendik Bölgesinde Psikolog Arayanlar İçin Yüz Yüze Görüşme Seçeneği
İstanbul Anadolu Yakası’nda, özellikle Pendik ve Kurtköy çevresinde psikolog arayan danışanlar için yüz yüze görüşme seçeneği sunuyorum.
Psikolojik danışmanlık sürecinde kendinizi rahat hissedebileceğiniz, gizliliğe önem verilen ve yargılanmadan konuşabileceğiniz bir alan oluşturmayı önemsiyorum.
Çalışmalarımda yetişkinler, çiftler ve ergenlerle görüşüyorum. Kaygı, panik atak, yoğun düşünme eğilimi, ilişki problemleri, öz-değer sorunları, OKB, travmatik yaşantılar, duygu düzenleme güçlükleri, çift ilişkileri ve cinsellik psikolojisi gibi farklı alanlarda danışanlarımla çalışıyorum.
Her insanın hikâyesi farklıdır. Bu nedenle danışmanlık sürecinde hazır reçeteler vermek yerine, yaşadığınız güçlükleri kendi yaşam deneyiminiz içinde değerlendirmeye özen gösteriyorum.
Psikoloğa Ne Zaman Gidilir?
“Psikoloğa ne zaman gidilir?” sorusunun herkes için geçerli, tek bir cevabı yoktur. Çünkü her insanın yaşadığı sorunlar, bu sorunlarla baş etme biçimi ve destek ihtiyacı birbirinden farklıdır. Ancak kendinizi uzun süredir iyi hissetmiyorsanız, aynı düşüncelerin içinde dönüp duruyorsanız veya yaşadığınız duygular günlük hayatınızı etkilemeye başladıysa psikolojik destek almayı değerlendirebilirsiniz.
Psikoloğa gitmek için mutlaka büyük bir kriz yaşamanız gerekmez. Hayatınız tamamen kontrolden çıkmadan da terapiye başlayabilirsiniz. Bazen kişi yalnızca kendisini daha iyi tanımak, ilişkilerinde tekrar eden sorunları anlamak veya karar vermekte zorlandığı bir dönemi daha sağlıklı biçimde yönetmek ister.
Örneğin yoğun kaygı, sürekli düşünme hali, ilişki problemleri, panik atak, öz-değer sorunları veya geçmişte yaşanan olayların etkisi günlük hayatınızı zorlaştırıyorsa bir psikologla görüşmek faydalı olabilir. Aynı şekilde, belirgin bir sorun yaşamıyor olsanız bile kendinizi sıkışmış, yorgun veya mutsuz hissediyorsanız terapi süreci size kendinizi daha iyi duyabileceğiniz bir alan sunabilir.
Burada önemli olan, sorunlarınızı başkalarının yaşadıklarıyla kıyaslamamaktır. Bir başkasına küçük görünen bir konu sizin hayatınızı ciddi biçimde etkiliyor olabilir. Psikolojik destek almak için yaşadıklarınızın “yeterince büyük” olup olmadığını kanıtlamanız gerekmez.
Kısacası, psikoloğa ne zaman gidilir diye düşünüyorsanız kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Yaşadığım durum hayatımı, ilişkilerimi veya kendimle kurduğum bağı ne kadar etkiliyor?”
Bu soruya verdiğiniz cevap, terapiye başlama kararınız için önemli bir başlangıç noktası olabilir.
Kendiniz İçin Bir Adım Atabilirsiniz
Psikoloğa gitmeyi düşünüyorsanız fakat hâlâ emin değilseniz, bu kararı hemen vermek zorunda değilsiniz.
Öncelikle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Yaşadığım durum hayatımı, ilişkilerimi veya kendimle kurduğum bağı ne kadar etkiliyor?”
Bu soruya verdiğiniz cevap, nereden başlamanız gerektiği konusunda size önemli bir fikir verebilir.
Ben, Psikolog Oğuz Demir olarak yetişkinler, çiftler ve ergenlerle çalışıyorum. Terapi sürecinde danışanlarımın yaşadıkları sorunları yalnızca yüzeyde görünen belirtiler üzerinden değil; yaşam öyküleri, ilişkileri, duyguları ve kendileriyle kurdukları bağ içinde ele almaya önem veriyorum.
Kaygı, ilişkilerde yaşanan güçlükler, ayrılık sonrası toparlanma, overthinking, panik atak, öz-değer sorunları, travmatik deneyimler veya tekrar eden yaşam döngüleri üzerine konuşmak ve kendi sürecinizi daha yakından anlamak isterseniz benimle iletişime geçebilirsiniz.
İhtiyacınıza göre online veya yüz yüze görüşme için randevu oluşturabilirsiniz.
Bazen ilk adım yalnızca konuşmaya karar vermektir.





Yorumlar