top of page

Ona Hala Aşık mıyım? Aşk mı, Alışkanlık mı, Bağlılık mı?

Yazarın fotoğrafı: Oğuz Demir
Oğuz Demir
1 Eyl
9 dakikada okunur

Bir sabah uyandığınızda partnerinize bakıp içinizden şu sorunun geçtiği oldu mu?

“Ona hâlâ âşık mıyım?”


Belki eskisi gibi heyecanlanmıyorsunuz. Mesajı geldiğinde kalbiniz hızlanmıyor. Birlikte geçirdiğiniz zaman artık daha sıradan geliyor. Onu özleyip özlemediğinizden bile emin değilsiniz.


Sonra zihniniz başka sorular üretmeye başlıyor:


“Aşkımız mı bitti?”“Yoksa uzun ilişkiler zaten böyle mi olur?”“Onu seviyor muyum, yoksa yalnız kalmaktan mı korkuyorum?”“Bizi bir arada tutan şey aşk mı, alışkanlık mı?”“Ayrılırsam pişman olur muyum?”“Kalmak istemem sevdiğimi mi gösterir, yoksa değişimden korktuğumu mu?”


Bu soruların ortaya çıkması, ilişkinin mutlaka sona erdiği anlamına gelmez. Uzun süreli ilişkilerde duyguların biçimi değişebilir. İlk zamanlardaki yoğun heyecan daha sakin bir yakınlığa dönüşebilir. Bazen de sevgi devam ettiği hâlde yorgunluk, kırgınlık, stres veya tekrar eden çatışmalar ilişkinin üzerini örtebilir.


Ama bazen kişi gerçekten de ilişki içinde duygusal olarak uzaklaşmaya başlamıştır.

Zor olan şudur: Bu iki deneyim dışarıdan birbirine benzeyebilir.


Bu yazıda “ona hala aşık mıyım?” sorusunu tek bir belirtiye veya internet testine indirgemeden; aşk, bağlılık, alışkanlık, arzu, özlem ve ilişki yorgunluğu arasındaki farklarla birlikte ele alacağım.


Aşk Her Zaman İlk Günkü Gibi Hissettirmez

İlişkinin başlangıcında belirsizlik, merak ve yenilik oldukça yoğundur.

Karşınızdaki kişinin sizi düşünüp düşünmediğini merak edersiniz. Mesajını beklersiniz. Onunla ilgili yeni bir şey öğrendiğinizde heyecanlanırsınız. Birlikte geçirilen zamanın büyük bölümü günlük sorumluluklardan uzaktadır.

İlişki ilerledikçe pek çok şey değişir.

Partneriniz artık hayatınızın tanıdık bir parçasıdır. Onun neye güldüğünü, sabah nasıl uyandığını, hangi konuda gerildiğini ve tartışırken nasıl davrandığını bilirsiniz. İlişkiye faturalar, ev işleri, iş stresi, çocuklar, aile meseleleri ve gelecek planları eklenebilir.

Bu değişim, aşkın otomatik olarak bittiği anlamına gelmez.

Uzun süreli ilişkiler üzerine yapılan çalışmalar, romantik sevginin ilk dönemdeki takıntılı düşünceler olmadan da devam edebildiğini; bazı çiftlerde yoğun romantik bağın yıllar sonra bile korunabildiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, sakinleşmek sevgisizleşmek değildir. (Acevedo ve Aron, 2009; Acevedo ve arkadaşları, 2012)

İlk günkü kelebeklerin azalmasıyla partnerinize karşı ilginizin, şefkatinizin ve yakınlık isteğinizin tamamen kaybolması aynı şey değildir.

Belki artık onu her dakika düşünmüyorsunuzdur. Ama hâlâ onun iç dünyasını merak ediyor, sevincine ortak olmak istiyor, zorlandığında yanında bulunuyor ve ilişkinizi yalnızca mecbur olduğunuz için değil, seçtiğiniz için sürdürüyorsunuzdur.

Bu da aşkın daha olgun, daha sakin bir biçimi olabilir.


Ona Hala Aşık mıyım? Tek Bir Belirti Neden Yetmez?

Bu sorunun cevabını yalnızca “Onu özlüyor muyum?” veya “Hâlâ cinsel çekim hissediyor muyum?” üzerinden vermek yanıltıcı olabilir.

Çünkü romantik ilişki tek bir duygudan oluşmaz.

Bir kişiye aynı anda sevgi, öfke, özlem, kırgınlık, arzu, şefkat ve uzaklaşma isteği duyabilirsiniz. İlişkilerde birbirine zıt duyguların bir arada bulunmasına duygusal ikirciklilik veya ambivalans denebilir. Bu deneyim sanıldığından daha yaygındır; fakat uzun sürdüğünde hem kişisel iyi oluşu hem de ilişkiyi zorlayabilir. (Đurić ve arkadaşları, 2025)

Dolayısıyla partnerinize bir gün çok yakın, ertesi gün uzak hissetmeniz tek başına sahte bir ilişki yaşadığınızı göstermez.

Asıl bakılması gereken, tek bir an değil; zaman içinde tekrar eden genel örüntüdür.

Kendinize şunları sorabilirsiniz:

  • Onun nasıl hissettiğini gerçekten merak ediyor muyum?

  • İyi olduğunda sevinebiliyor, zorlandığında yanında olmak istiyor muyum?

  • Kırgınlıkların altında yeniden yakınlaşma isteği var mı?

  • Onun yanında kendim olabiliyor muyum?

  • İlişkinin düzelmesi için yalnızca onun değişmesini mi bekliyorum, yoksa ben de emek vermeye açık mıyım?

  • Geleceği düşündüğümde onu yanımda istemek ile yalnız kalmaktan korkmak arasındaki farkı hissedebiliyor muyum?

  • Partnerimi bugün tanısaydım, onunla yeniden yakınlık kurmak ister miydim?

  • Onu olduğu kişi olarak mı seviyorum, yoksa olmasını umduğum kişiyi mi bekliyorum?

Bu soruların hiçbiri tek başına kesin bir karar verdirmez. Ancak hepsi birlikte, ilişkinizde nelerin canlı kaldığını ve nelerin uzun süredir eksildiğini görmenize yardım edebilir.



Aşk mı Alışkanlık mı?

Uzun ilişkilerde sevgi ile alışkanlık birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir.

Sevdiğiniz bir insan aynı zamanda hayatınızın alıştığınız bir parçası olabilir. Birlikte kahve içmek, akşam aynı koltukta oturmak veya gün içinde birbirinize küçük şeyler anlatmak ilişkinin değersizleştiğini değil, ortak bir hayat kurulduğunu da gösterebilir.

Sorun alışkanlığın varlığı değildir.

Sorun, ilişkide alışkanlıktan başka hiçbir şey kalmadığını hissetmenizdir.

Şu karşılaştırma kendi deneyiminizi gözlemlemenize yardımcı olabilir:

Aşk ve bağlılık devam ediyor olabilir

İlişki daha çok alışkanlıkla sürüyor olabilir

Partnerinizin iç dünyasını hâlâ merak edersiniz.

Onun ne düşündüğü veya hissettiği uzun süredir ilginizi çekmez.

Sorunlardan sonra yeniden temas kurmak istersiniz.

Sorunların çözülmesi bile size önemli görünmez.

Birlikte gelecek düşüncesi yalnızca güvenli değil, anlamlı da gelir.

Geleceği daha çok düzen bozulmasın diye sürdürürsünüz.

Onun gelişmesine, sevincine ve ihtiyaçlarına alan açabilirsiniz.

Partneriniz hayatınızda daha çok bir görev veya yük gibi hissedilir.

Yakınlık bazen azalsa da yeniden kurma isteğiniz vardır.

Yakınlaşma düşüncesi uzun süredir yalnızca kaçınma yaratır.

İlişkide kalmayı yeniden seçebildiğinizi hissedersiniz.

Ayrılığı yalnızlık, çevre, maddi düzen veya değişim korkusu nedeniyle ertelersiniz.

Bu tablo bir “aşk testi” değildir. Aynı kişi farklı dönemlerde her iki sütundan da bazı deneyimler yaşayabilir.

Örneğin çok yoğun stres altında olduğunuz bir dönemde partnerinizin duygularına yeterince ilgi gösteremeyebilirsiniz. Bu, artık sevmediğiniz anlamına gelmeyebilir. Araştırmalar stres ile ilişki doyumunun yakından bağlantılı olduğunu; çiftin stresle birlikte baş edebilmesinin ilişki doyumunu destekleyebildiğini göstermektedir. (Rusu ve arkadaşları, 2020)

Bu nedenle karar vermeden önce yalnızca ilişkiye değil, içinde bulunduğunuz yaşam dönemine de bakmak gerekir.


Onu Özlemek Hâlâ Âşık Olduğunuz Anlamına mı Gelir?

Her zaman değil.

Birini özlemek, o kişiyle yeniden ilişki kurmak istediğiniz anlamına gelmeyebilir.

Bazen özlediğiniz şey şunlardan biri olabilir:

  • Birlikte kurduğunuz günlük düzen

  • Kendinizi onun yanında hissettiğiniz hâl

  • İlişkinin ilk zamanları

  • Güvende ve tanıdık hissetmek

  • Geleceğe dair kurduğunuz hayaller

  • Yalnız olmadığınızı bilmek

  • O kişinin size verdiği ilgi

  • İlişkinin gerçekte olduğu hâli değil, olmasını umduğunuz hâli

Özlem gerçek bir duygudur. Ama özlemin neye yöneldiğini anlamak gerekir.

Şu soru bu ayrımı yapmanıza yardım edebilir:

“Bugünkü hâliyle onu mu özlüyorum, yoksa geçmişte yaşadığımız bir dönemi mi?”

Eğer özlediğiniz kişi yalnızca zihninizde ideal hâle getirdiğiniz eski bir versiyonsa, geri dönmek aynı ilişkiyi yeniden kuracağınız anlamına gelmeyebilir.


Kıskanmak Aşkın Kanıtı mıdır?

Kıskançlık bazen sevgiyle birlikte yaşanabilir. Fakat tek başına aşkın kanıtı değildir.

Kıskançlığın altında kaybetme korkusu, sahip olma isteği, değersizlik hissi, rekabet, terk edilme kaygısı veya kontrol ihtiyacı bulunabilir. Bir partneri başkasıyla düşünmek sizi rahatsız edebilir; fakat bu rahatsızlık mutlaka onunla sağlıklı ve yakın bir ilişki kurmak istediğinizi göstermez.

Hatta araştırmalar kıskançlığın kişide hem partnerin değerini daha yüksek görme hem de ona daha az güvenme gibi zıt değerlendirmeleri aynı anda artırabildiğini göstermektedir. (Đurić ve arkadaşları, 2025)

Bu nedenle “Onu kıskanıyorum, demek ki hâlâ âşığım” sonucuna hemen varmak yerine şunu sormak daha faydalı olabilir:

“Onu mu kaybetmek istemiyorum, yoksa onun beni seçmemesi fikrine mi dayanamıyorum?”


Cinsel İsteğin Azalması Aşkın Bittiğini Gösterir mi?

Hayır, her zaman göstermez.

Cinsel istek; stres, uyku, sağlık, kullanılan ilaçlar, hormonlar, beden algısı, mahremiyet eksikliği, performans kaygısı ve ilişkide biriken kırgınlıklar gibi pek çok etkenden etkilenebilir.

Partnerinize karşı cinsel isteğinizin azalması sevginizin bittiğini gösterebileceği gibi, yalnızca bedensel veya ilişkisel bir zorlanmanın sonucu da olabilir.

Burada şu ayrımlar önemlidir:

  • Genel olarak mı cinsel isteğiniz azaldı, yoksa yalnızca partnerinize karşı mı?

  • Yakınlık istemiyor musunuz, yoksa yakınlığın mevcut biçimi mi size iyi gelmiyor?

  • Dokunma ve şefkat ihtiyacınız da mı kayboldu?

  • Partnerinize karşı uzun süredir taşıdığınız bir kırgınlık var mı?

  • Cinsellik sizde istekten çok görev veya baskı hissi mi yaratıyor?

Cinsel çekim aşkın parçalarından biri olabilir; fakat aşkın tamamı değildir. Aynı şekilde cinsel arzu duymak da tek başına sevgi, güven veya uyum bulunduğunu göstermez.


Başka Birine İlgi Duymak Partnerinizi Sevmediğiniz Anlamına mı Gelir?

Bir ilişki içindeyken başka birini çekici bulmak veya kısa süreli bir ilgi hissetmek, partnerinize duyduğunuz sevginin otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez.

Ancak bu ilginin neyi temsil ettiğine bakmak önemlidir.

Yeni kişi size ilişkinizde eksik kalan bir şeyi mi hatırlatıyor? Görülmek, beğenilmek, heyecanlanmak veya özgür hissetmek gibi bir ihtiyaca mı dokunuyor? Yoksa yalnızca gelip geçen bir çekim mi?

Başka birine duyulan arzunun mevcut partnere yönelik ikircikli duyguları artırabildiğini gösteren çalışmalar vardır. Fakat bu, yeni kişiye duyulan çekimin ilişkiniz hakkında tek başına doğru kararı verdiği anlamına gelmez. (Zoppolat ve arkadaşları, 2022)

Yeni birinin yarattığı heyecan ile uzun ilişkinizin bütün gerçekliğini karşılaştırmak adil bir karşılaştırma olmayabilir.

Bir tarafta henüz sorumlulukların, hayal kırıklıklarının ve günlük hayatın dokunmadığı bir ihtimal; diğer tarafta yılların biriktirdiği gerçek bir ilişki vardır.


Kendinizi Anlamak İçin 7 Günlük Gözlem

Duygularınızı sürekli düşünmek bazen netlik sağlamaz; tam tersine kaygıyı büyütebilir.

Bir hafta boyunca karar vermeye çalışmak yerine yalnızca gözlem yapabilirsiniz. Her günün sonunda aşağıdaki dört başlığa kısa notlar yazın:

Gözlem alanı

Kendinize sorabileceğiniz soru

Yakınlık

Bugün onunla paylaşmak, konuşmak veya temas etmek istediğim bir an oldu mu?

Duygusal tepki

Yanındayken en çok hangi duyguyu hissettim: huzur, merak, öfke, kaygı, boşluk, baskı?

İhtiyaç

İlişkide bugün en çok neye ihtiyaç duydum ve bunu söyleyebildim mi?

Seçim

Bugün bu ilişkiyi yeniden seçmemi veya ondan uzaklaşmamı sağlayan ne oldu?

Amaç her güne puan vermek veya bir haftanın sonunda matematiksel sonuç çıkarmak değildir.

Amaç, tek bir tartışmanın ya da güzel bir akşamın etkisinden uzaklaşıp tekrar eden duygusal örüntüyü görebilmektir.


Karar Vermeden Önce Kendinize Sorabileceğiniz 12 Soru

  1. Partnerimin kendisini mi seviyorum, yoksa bana sunduğu güveni ve düzeni mi?

  2. Onun yanında kendimi özgürce ifade edebiliyor muyum?

  3. Partnerimin duygu ve düşüncelerini hâlâ merak ediyor muyum?

  4. İlişkinin sorunları çözülebilse yeniden yakınlaşmayı ister miyim?

  5. Aramızdaki kırgınlıklar ortadan kalksa ona karşı ne hissederdim?

  6. Birlikte geleceği düşünmek bende istek mi, mecburiyet mi yaratıyor?

  7. Partnerim hiç değişmese bu ilişkiyi sürdürmek ister miyim?

  8. Ayrılık düşüncesinde en çok kimi veya neyi kaybetmekten korkuyorum?

  9. İlişkide kalırken kendimden sürekli vazgeçiyor muyum?

  10. Partnerime sevgi mi duyuyorum, yoksa onun iyiliğinden tamamen sorumlu olduğumu mu hissediyorum?

  11. Onun yanında daha çok kendim gibi mi, yoksa daha az mı hissediyorum?

  12. Bu ilişki bir yıl boyunca hiç değişmeden devam etse nasıl hissederdim?

Bu sorulara “doğru” cevap vermeye çalışmayın.

İlk cevabınızın ardından bir kez daha “Neden?” diye sorun. Bazen görünen cevabın altında daha farklı bir ihtiyaç veya korku bulunabilir.



Partnerinizle Bu Konuyu Nasıl Konuşabilirsiniz?

“Sana artık âşık olup olmadığımdan emin değilim” cümlesi karşı tarafta yoğun bir tehdit hissi yaratabilir. Bazen kişi henüz kendi duygusunu anlamadan bu cümleyi söyler ve konuşma bir anda savunma, ikna veya suçlama döngüsüne dönüşür.

Bu, duygularınızı saklamanız gerektiği anlamına gelmez.

Ama duygunuzu kesin bir hüküm gibi değil, anlamaya çalıştığınız bir deneyim gibi paylaşabilirsiniz.

Şöyle bir konuşma başlangıcı kullanılabilir:

“Son zamanlarda aramızdaki yakınlığın değiştiğini hissediyorum. Bu durum beni düşündürüyor ve ne yaşadığımı daha iyi anlamaya çalışıyorum. Seni suçlamak ya da hemen bir karar vermek istemiyorum. İlişkimizde ikimizin de nasıl hissettiğini, nelerin eksildiğini ve yeniden yakınlaşmak için bir isteğimiz olup olmadığını sakin bir şekilde konuşmak istiyorum.”

Konuşurken yalnızca “Beni hâlâ seviyor musun?” sorusuna sıkışmamak önemlidir.

Bunun yerine şunları konuşabilirsiniz:

  • Son dönemde birbirinizden ne zaman uzaklaşmaya başladığınız

  • İlişkide en çok neyi özlediğiniz

  • Hangi ihtiyaçların uzun süredir konuşulmadığı

  • İkinizin de değiştirmeye hazır olduğu davranışlar

  • Yakınlığı yeniden kurmak için küçük ve somut olarak ne yapabileceğiniz

  • İlişkinin sürmesi için vazgeçilmez sınırlarınızın neler olduğu

Yakınlık araştırmalarında kendini açabilme, partnerin paylaşımını algılama ve kişinin partneri tarafından anlaşıldığını, önemsendiğini ve kabul edildiğini hissetmesi önemli ilişki süreçleri olarak ele alınmaktadır. (Laurenceau ve arkadaşları, 1998)

Bazen aşkın bitip bitmediğini anlamanın yolu, zihninizde tek başınıza daha fazla düşünmek değil; ilişkide hâlâ karşılıklı bir temas kurulup kurulamadığını görmektir.


Ne Zaman Profesyonel Destek Düşünülebilir?

Şu durumlarda bireysel terapi veya çift terapisi faydalı olabilir:

  • Aynı soruyu aylarca düşünüyor ama bir türlü netleşemiyorsanız

  • Duygularınızı anlamaya çalışmak günlük yaşamınızı ve uykunuzu etkiliyorsa

  • Her konuşma suçlama, savunma veya geri çekilmeyle sonuçlanıyorsa

  • İlişkide sevgi ile suçluluğu birbirinden ayıramıyorsanız

  • Geçmiş ilişki deneyimleriniz bugünkü kararınızı yoğun biçimde etkiliyorsa

  • Kalmak ile ayrılmak arasında sürekli gidip geliyorsanız

  • Güven kaybı veya aldatma sonrasında ne yapmak istediğinizi anlayamıyorsanız

  • İlişkide kendi ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı fark etmekte zorlanıyorsanız

  • İki taraf da ilişkiyi anlamaya ve sorumluluk almaya açık olduğu hâlde aynı döngüleri tekrar ediyorsa

Terapinin amacı size “Ayrıl” veya “Devam et” demek değildir.

Amaç; sevgi, korku, bağlılık, alışkanlık, kırgınlık ve ihtiyaçlarınız arasındaki farkı daha açık görebileceğiniz bir alan oluşturmaktır.

Eğer ilişkide fiziksel şiddet, cinsel zorlama, tehdit, takip, yoğun kontrol, ekonomik şiddet veya güvenliğinizi riske atan başka davranışlar varsa öncelik ilişkiyi romantik açıdan değerlendirmek değil, güvenliğinizi sağlamaktır. Şiddetin bulunduğu ilişkilerde çift terapisi her zaman uygun olmayabilir; bireysel ve uzmanlaşmış destek daha güvenli bir başlangıç olabilir.


Ona Hala Aşık mıyım? Sık Sorulan Sorular


Birine alışmak onu artık sevmediğim anlamına gelir mi?

Hayır. Alışkanlık uzun ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Önemli olan, tanıdıklığın yanında merakın, şefkatin, saygının ve ilişkiyi seçme isteğinin devam edip etmediğidir.


Eskisi gibi heyecanlanmıyorsam aşk bitmiş midir?

Her zaman değil. İlk dönemdeki yoğun heyecan zamanla daha sakin bir bağlılığa dönüşebilir. Ancak uzun süredir hiçbir yakınlık, merak veya yeniden temas isteği hissetmiyorsanız bu değişimi daha yakından değerlendirmek faydalı olabilir.


Partnerimi seviyorum ama onunla mutlu değilim. Bu mümkün mü?

Evet. Sevgi ile ilişki doyumu aynı şey değildir. Birini önemseyebilir, ancak ilişkinin mevcut biçimi içinde kendinizi yalnız, değersiz veya tükenmiş hissedebilirsiniz.


Sürekli ayrılmayı düşünmek artık sevmediğimi mi gösterir?

Tek başına göstermez. Ayrılık düşüncesi bazen çözülemeyen çatışmalar, görülmeme hissi, bağlanma kaygısı veya yoğun stresle bağlantılı olabilir. Bu düşüncenin ne zaman ortaya çıktığına ve hangi olaylarla güçlendiğine bakmak gerekir.


Partnerimi özlemiyorsam onu sevmiyor muyum?

Özlem kişiden kişiye ve ilişkinin dönemine göre değişir. Güvenli ve uzun ilişkilerde sürekli özlem hissetmemek doğal olabilir. Daha önemli olan, buluştuğunuzda nasıl hissettiğiniz ve onunla duygusal temas kurmak isteyip istemediğinizdir.


Başka birine ilgi duyuyorsam ilişkim bitmiş midir?

Hayır. Başka birini çekici bulmak tek başına ilişkinin bittiğini göstermez. Ancak bu ilginin ilişkinizde karşılanmayan bir ihtiyeti temsil edip etmediğini ve mevcut ilişkinize nasıl yansıdığını dürüstçe değerlendirmek önemlidir.


Aşk bittiyse yeniden başlayabilir mi?

Bazı çiftlerde yakınlık; açık iletişim, güvenin onarılması, ortak zaman, yeni deneyimler ve tekrar eden olumsuz döngülerin değişmesiyle güçlenebilir. Ancak bunun garantisi yoktur ve iki tarafın da istekli olması gerekir.


Aşk mı alışkanlık mı olduğunu nasıl anlarım?

Tek bir test bu ayrımı kesin olarak yapamaz. Partnerinize yönelik merakınız, şefkatiniz, yakınlığı onarma isteğiniz, geleceği özgürce seçip seçmediğiniz ve ilişkide sizi tutan korkular birlikte değerlendirilmelidir.


Bazen Soru “Âşık mıyım?”dan Daha Büyüktür

“Ona hala aşık mıyım?” sorusunun herkes için geçerli, hızlı ve kesin bir cevabı yoktur.

Aşk yalnızca kalp çarpıntısı değildir. Yalnızca özlemek, kıskanmak, cinsel arzu duymak veya ayrılmaya dayanamamak da değildir.

Uzun süreli sevgide heyecan kadar şefkat, merak, saygı, güven, emek ve özgürce seçebilmek de önemlidir.

Bazen aşk bitmemiştir; yalnızca ilişkinin üzeri yorgunlukla örtülmüştür.

Bazen sevgi vardır ama ilişki artık iki tarafa da iyi gelmiyordur.

Bazen de kişiyi ilişkide tutan şey sevgi değil; alışkanlık, suçluluk veya yalnız kalma korkusudur.

Kendinize hemen bir karar verdirmeye çalışmak yerine şu sorularla başlayabilirsiniz:

“Onu düşündüğümde ne hissediyorum?”“Onunla birlikteyken nasıl birine dönüşüyorum?”“İlişkimizde neyin değişmesini istiyorum?”“Bu değişim için ben ne yapmaya hazırım?”“Beni burada tutan şey sevgi mi, korku mu, yoksa ikisi birden mi?”“Bu ilişkiyi bugün yeniden seçiyor muyum?”

Bazen duygularımızın cevabı tek bir cümlede ortaya çıkmaz.

Ama kendimize dürüstçe bakabildiğimizde, hangi duygunun bizi yakınlaştırdığını ve hangisinin yalnızca olduğumuz yerde tuttuğunu daha açık görmeye başlayabiliriz.


Kaynakça

  • Acevedo, B. P. & Aron, A. (2009). Does a Long-Term Relationship Kill Romantic Love?

  • Acevedo, B. P. ve arkadaşları (2012). Neural Correlates of Long-Term Intense Romantic Love.

  • Đurić, M. ve arkadaşları (2025). Loves Me, Loves Me Not: Perceived Romantic Partner's Ambivalence Is Associated With Lower Personal and Relationship Well-Being.

  • Đurić, M. ve arkadaşları (2025). Romantic Jealousy and Ambivalence in Relationships.

  • Laurenceau, J. P. ve arkadaşları (1998). Intimacy as an Interpersonal Process.

  • Rusu, P. P. ve arkadaşları (2020). Stress, Dyadic Coping, and Relationship Satisfaction.

  • Zoppolat, G. ve arkadaşları (2022). The Role of Ambivalence in Romantic Relationships in Light of Attractive Alternatives.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page