top of page

İlişkilerde Maskülenite ve Feminenlik Dengesi

Yazarın fotoğrafı: Oğuz Demir
Oğuz Demir
29 Ağu
13 dakikada okunur

Son yıllarda ilişkiler hakkında konuşurken “maskülen enerji” ve “feminen enerji” ifadelerini oldukça sık duyuyoruz.

“Erkek daha maskülen olursa kadın feminenleşir.”

“Kadın fazla güçlü olduğu için ilişkisinde yoruluyor.”

“Erkek ilişkinin yönünü belirlemeli, kadın akışta kalmalı.”

“Bir ilişkide iki taraf da maskülense çatışma çıkar.”

Bu cümlelerin bazıları insanların yaşadığı belirli ilişki deneyimlerini tarif ediyor olabilir. Fakat tek başına ele alındığında önemli bir riski de beraberinde getirir: Karmaşık ilişki sorunlarını, kadın ve erkeğin nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı bir role indirgemek.

Oysa ilişkilerde maskülenite ve feminenlik dengesi, erkeğin her zaman güçlü ve yöneten; kadının ise her zaman uyum sağlayan ve takip eden kişi olması anlamına gelmez. Sağlıklı bir ilişkide iki tarafın da karar verebilmesi, sorumluluk alabilmesi, duygularını paylaşabilmesi, yardım isteyebilmesi, sınır koyabilmesi ve gerektiğinde partnerinin desteğini kabul edebilmesi gerekir.

Başka bir ifadeyle mesele, kimin “daha erkek” veya “daha kadın” olduğu değildir.

Mesele, ilişki içinde yön verme ile bağ kurma, özerklik ile yakınlık, eyleme geçme ile durup hissetme, sınır koyma ile şefkat gösterme işlevlerinin nasıl paylaşıldığıdır.

Bu yazıda maskülenite ve feminenlik kavramlarının ilişkilerde ne anlama gelebileceğini, dengenin bozulduğunda hangi sorunların ortaya çıkabileceğini ve çiftlerin daha esnek bir ilişki kurabilmek için neler yapabileceğini ele alacağım.


İlişkilerde Maskülenite ve Feminenlik Dengesi Nedir?

Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Maskülenite ve feminenlik, gündelik dilde çoğu zaman erkeklik ve kadınlıkla eş anlamlı kullanılır. Fakat psikolojik açıdan bakıldığında bunları yalnızca biyolojik cinsiyete ait değişmez özellikler gibi değerlendirmek doğru değildir.

Toplumlar tarih boyunca bazı özellikleri “maskülen”, bazılarını ise “feminen” olarak adlandırmıştır.

Maskülen kabul edilen özellikler genellikle şunlardır:

  • İnisiyatif almak

  • Yön belirlemek

  • Karar vermek

  • Sınır koymak

  • Bağımsız hareket etmek

  • Risk almak

  • Koruyucu olmak

  • Sonuç ve çözüm odaklı düşünmek

  • Sorumluluk üstlenmek

Feminen kabul edilen özellikler ise çoğunlukla şunlardır:

  • Duygularla temas kurmak

  • Şefkat göstermek

  • Dinlemek ve anlamaya çalışmak

  • Yakınlık kurmak

  • Destek vermek ve destek kabul etmek

  • Esnek davranmak

  • Sezgilere alan açmak

  • İş birliği yapmak

  • Bakım vermek

Ancak bu özelliklerin hiçbiri yalnızca kadınlara veya yalnızca erkeklere ait değildir.

Bir erkek hem kararlı hem şefkatli olabilir. Bir kadın hem duygusal olarak açık hem güçlü sınırları olan biri olabilir. Bir ilişkide kadın bazı alanlarda yön belirlerken erkek başka alanlarda daha fazla sorumluluk alabilir. Roller yaşam koşullarına göre değişebilir.

Bu nedenle ben maskülenite ve feminenlik kavramlarını birer zorunlu cinsiyet rolü olarak değil, her insanda farklı oranlarda bulunabilen ilişkisel işlevler olarak ele almayı daha sağlıklı buluyorum.

Psikoloji literatüründe bu ayrıma benzeyen iki kavram bulunur: agency ve communion.

Agency; kişinin kendi yönünü belirlemesi, harekete geçmesi, özerklik geliştirmesi ve hedeflerine ilerlemesiyle ilişkilidir. Communion ise bağ kurma, ilişkiyi sürdürme, yakınlık, bakım ve başkasının deneyimine duyarlılık gibi özellikleri içerir.

Sağlıklı bir ilişki bu iki işlevden birini seçmek zorunda değildir. Hem bireyselliği hem yakınlığı taşıyabilir.


Maskülen ve Feminen “Enerji” Bilimsel Bir Kavram mı?

Sosyal medyada kullanılan “maskülen enerji” ve “feminen enerji” ifadeleri, klinik psikolojide tek başına bir tanı veya bilimsel ölçüm değildir. Bir kişinin ne kadar maskülen ya da feminen olduğunu belirleyen evrensel bir enerji testi yoktur.

Bu ifadeler bazen insanların ilişki içindeki deneyimlerini anlatmalarına yardımcı olan birer metafor olabilir. Örneğin sürekli plan yapan, karar alan ve ilişkinin bütün yükünü taşıyan biri, “Hep maskülen tarafta kalıyorum” diyebilir. Burada anlatılmak istenen, kişinin biyolojik cinsiyetinden çok sürekli yöneten, organize eden ve sorumluluk üstlenen taraf olmaktan yorulmasıdır.

Bu metafor faydalı olabilir. Ancak şu noktalarda dikkatli kullanılmalıdır:

  • Kadınların güçlü olmasını “fazla maskülen” diye problemleştirmemeli.

  • Erkeklerin duygularını ifade etmesini “feminenleşmek” diye küçümsememeli.

  • Kontrol etmeyi liderlik, itaati ise uyum gibi göstermemeli.

  • İlişki sorunlarının bütün sorumluluğunu tek bir tarafa yüklememeli.

  • Cinsiyet rollerini herkes için geçerli bir reçete hâline getirmemeli.

  • Partnerlerden birini değişmeye zorlayan bir baskı aracına dönüşmemeli.

Bir kavram, yaşadığımız örüntüyü anlamamıza yardım ediyorsa işlevlidir. Fakat bizi daha dar bir role hapsediyorsa yeniden düşünülmesi gerekir.


İlişkilerde Sağlıklı Denge Ne Anlama Gelir?

Sağlıklı denge, iki tarafın her davranışı tam olarak yüzde elli paylaşması değildir. İlişkiler matematiksel olarak eşit dağıtılmış görev listeleri değildir.

Bazen bir partner zor bir dönemden geçer ve diğeri daha fazla sorumluluk alır. Bazen biri finansal konularda, diğeri sosyal planlarda daha aktiftir. Bazen bir taraf konuşmayı başlatır, diğer taraf duygusal güveni sağlar. Roller dönemsel olarak değişebilir.

Asıl soru şudur:

“Bu roller özgürce ve karşılıklı konuşularak mı oluşuyor, yoksa taraflardan biri cinsiyeti nedeniyle belirli bir role mecbur mu bırakılıyor?”

Sağlıklı ilişkilerde maskülenite ve feminenlik dengesi şu özelliklerle kendisini gösterebilir:

  • İki taraf da gerektiğinde inisiyatif alabilir.

  • İki taraf da ihtiyaçlarını açıkça dile getirebilir.

  • Kararlar tek kişi tarafından dayatılmaz.

  • Partnerlerden biri sürekli ebeveyn, diğeri sürekli çocuk rolünde kalmaz.

  • Güçlü olmak ile duygusal olmak birbirinin zıddı sayılmaz.

  • Bakım vermek yalnızca bir kişinin görevi değildir.

  • Sınır koymak sevgisizlik olarak görülmez.

  • Yardım istemek veya destek kabul etmek zayıflık sayılmaz.

  • Yakınlık bireyselliği ortadan kaldırmaz.

  • İlişkinin görevleri ve duygusal yükü görünür biçimde paylaşılır.

Bu denge sabit değildir. Yaşamın farklı dönemlerinde yeniden konuşulması gerekir.


Sağlıklı Özellik ile Katı Rol Arasındaki Fark

Bir özelliğin ilişkide yararlı mı, yıpratıcı mı olduğunu yalnızca “maskülen” veya “feminen” etiketi belirlemez. Önemli olan, o özelliğin nasıl kullanıldığıdır.

İlişkisel işlev

Sağlıklı kullanım

Denge bozulduğunda

Kararlılık

Düşüncesini açıkça ifade etmek

Partnerin fikrini yok saymak

Liderlik

Gerektiğinde sorumluluk almak

Her konuda kontrolü ele geçirmek

Özerklik

Kendi alanını korumak

Duygusal olarak uzaklaşmak

Güç

Zor zamanda dayanıklı kalmak

Kırılganlığı tamamen reddetmek

Koruyuculuk

Güvenli ve destekleyici olmak

Kıskançlık ve kontrolü meşrulaştırmak

Şefkat

Partnerin duygusuna alan açmak

Kendi ihtiyaçlarını sürekli yok saymak

Uyum

Gerektiğinde esneyebilmek

Sınır koyamamak ve boyun eğmek

Duyarlılık

Duyguları fark edip konuşmak

Her davranışı kişisel algılamak

Bakım verme

İlişkinin yükünü paylaşmak

Partnerin bütün sorumluluğunu üstlenmek

Alıcılık

Destek ve sevgiyi kabul etmek

Sürekli pasif kalıp karşı tarafın harekete geçmesini beklemek

Görüldüğü gibi problem kararlılık, güç, şefkat veya uyum değildir. Problem, bu özelliklerden birinin diğer tüm ihtiyaçları bastıracak kadar katılaşmasıdır.



Maskülen Taraf Aşırı Baskın Olduğunda Ne Olur?

İlişkide yön verme, kontrol, sonuç alma ve bağımsızlık sürekli ön plandaysa duygusal temas geri plana düşebilir.

Bu durumda taraflardan biri veya her ikisi şunları yaşayabilir:

  • Her konuşmayı çözülmesi gereken bir problem gibi görmek

  • Partnerin duygusunu dinlemek yerine hemen tavsiye vermek

  • Haklı çıkmayı anlaşılmaktan daha önemli bulmak

  • Yardım istemekte zorlanmak

  • Kırılgan görünmekten kaçınmak

  • İlişkide güç mücadelesine girmek

  • Kontrolü kaybettiğinde yoğun öfke veya kaygı yaşamak

  • Partnerin ihtiyaçlarını zayıflık olarak değerlendirmek

  • Cinselliği yakınlıktan çok performans üzerinden yaşamak

  • Tartışmalarda geri çekilmek veya duygusal olarak kapanmak

Burada bahsettiğimiz şey “fazla erkek olmak” değildir. Asıl sorun; kontrol, güç ve bağımsızlık ihtiyacının duygusal açıklık, iş birliği ve yakınlıkla dengelenememesidir.

Katı geleneksel erkeklik beklentileri bazı erkeklere “Güçlüysen üzülmezsin”, “Yardım istemezsin”, “Duygularını belli etmezsin” veya “İlişkide kontrol sende olmalı” mesajı verebilir. Fakat duyguların bastırılması onları ortadan kaldırmaz. Bazen öfke, sessizlik, aşırı çalışma, kaçınma veya cinsel mesafe olarak ilişkiye geri döner.

Bir erkeğin duygularını konuşabilmesi maskülenliğini kaybettiği anlamına gelmez. Tam tersine, duygusal sorumluluk almak çoğu zaman önemli bir yetişkinlik becerisidir.


Feminen Taraf Aşırı Baskın Olduğunda Ne Olur?

Yakınlık, uyum, şefkat ve bakım verme kişinin kendi ihtiyaçlarını tamamen geride bırakmasına neden olduğunda başka bir dengesizlik oluşur.

Bu durumda kişi:

  • Partneri üzmemek için düşüncelerini saklayabilir.

  • “Hayır” demekte zorlanabilir.

  • İlişkinin bütün duygusal yükünü üstlenebilir.

  • Karşı tarafın ne hissettiğini sürekli takip edebilir.

  • İlişkiyi kaybetmemek için istemediği durumları kabul edebilir.

  • Kendi hayatını, arkadaşlıklarını ve hedeflerini ihmal edebilir.

  • İhtiyacını doğrudan söylemek yerine partnerinin anlamasını bekleyebilir.

  • Partnerinin sorumluluklarını üstlenerek onu pasifleştirebilir.

  • Sınır koyduğunda suçluluk hissedebilir.

  • Sevilmek için sürekli verici olması gerektiğine inanabilir.

Burada problem feminenlik veya şefkat değildir. Problem, bağ kurma uğruna kişinin kendi benliğinden vazgeçmesidir.

Bakım vermek değerlidir. Fakat kişi sürekli veriyor, karşılığında destek istemeye çekiniyor ve kendi ihtiyaçlarını görünmez hâle getiriyorsa ilişki zamanla eşit bir ortaklıktan uzaklaşabilir.


“Kadın Fazla Maskülen, Erkek Fazla Feminen” Söylemi Neyi Kaçırıyor?

Bazen bir kadın ilişkide bütün kararları aldığı, planları yaptığı ve sorunları çözdüğü için kendisini “fazla maskülen” hissedebilir. Erkek ise geri çekilmiş, sorumluluk almayan veya sürekli yönlendirilmeyi bekleyen kişi hâline gelebilir.

Bu örüntü gerçekten yorucu olabilir. Ancak bunu yalnızca kadının “feminenliğini kaybetmesiyle” açıklamak eksiktir.

Şu sorulara da bakmak gerekir:

  • Kadın neden bütün sorumluluğu almak zorunda hissediyor?

  • Erkek hangi alanlarda inisiyatif almaktan kaçınıyor?

  • Kadın kontrolü bıraktığında işlerin yapılmayacağına dair geçmiş deneyimler var mı?

  • Erkek karar verdiğinde sürekli eleştirildiğini mi hissediyor?

  • Çift, sorumlulukları açıkça konuşmuş mu?

  • Görünmeyen zihinsel ve duygusal yükü kim taşıyor?

  • Taraflardan biri diğerini farkında olmadan çocuklaştırıyor mu?

  • İlişkide hata yapmaya ne kadar izin var?

Bazen kadın kontrol ettiği için erkek pasifleşir. Bazen erkek sorumluluk almadığı için kadın kontrol etmek zorunda kalır. Çoğu zaman bu iki süreç birbirini besler.

Bu nedenle suçlanacak tek kişiyi bulmak yerine, çiftin birlikte oluşturduğu döngüyü anlamak daha faydalıdır.


İlişkide Ebeveyn–Çocuk Dinamiği Nasıl Oluşur?

Maskülenite ve feminenlik dengesi konuşulurken sık karşılaşılan örüntülerden biri, partnerlerden birinin ebeveyn diğerinin çocuk rolüne yerleşmesidir.

Ebeveyn rolündeki kişi:

  • Sürekli hatırlatır.

  • Plan yapar.

  • Sorumlulukları takip eder.

  • Partnerinin hatalarını düzeltir.

  • Onun adına karar verir.

  • İlişkinin duygusal düzenini tek başına sağlamaya çalışır.

Çocuk rolündeki kişi ise:

  • Kendisine söylenmesini bekler.

  • Karar vermekten kaçınır.

  • Hata yaptığında sorumluluğu dışarıya atar.

  • Eleştirilmekten kaçınmak için bazı şeyleri saklar.

  • Partnerinin kontrolünden şikâyet ederken sorumluluk almaya da direnebilir.

Bu dinamik zamanla iki tarafı da yorar. Ebeveyn rolündeki kişi yalnız ve yük altında hisseder. Çocuk rolündeki kişi ise yetersiz, kontrol edilmiş veya sürekli eleştirilmiş hissedebilir.

Ayrıca bu eşitsizlik romantik ve cinsel çekimi de etkileyebilir. Partnerini sürekli yönlendiren bir kişi, bir süre sonra onunla eşit bir yetişkin ilişkisi kurduğunu hissetmeyebilir. Ancak cinsel istekteki her değişimi yalnızca maskülen–feminen enerjiyle açıklamak doğru değildir; stres, sağlık, ilişki çatışmaları, yaşam koşulları ve birçok başka etken de önemlidir.


Bir İlişkide İki Taraf da Maskülen Olursa Ne Olur?

İki tarafın da kararlı, bağımsız ve hedef odaklı olması ilişkinin kötü olacağı anlamına gelmez. Böyle bir çift birlikte güçlü kararlar alabilir, birbirinin hedeflerini destekleyebilir ve hayatın sorumluluklarını etkili biçimde paylaşabilir.

Sorun, her iki tarafın da sürekli kontrolü elinde tutmak istemesi ve hiçbirinin duygusal olarak yumuşamaya, dinlemeye veya destek kabul etmeye yanaşmaması durumunda ortaya çıkar.

Bu durumda tartışmalar şu hâle gelebilir:

  • Kimin haklı olduğunun yarışına dönüşebilir.

  • Özür dilemek güç kaybı gibi algılanabilir.

  • Duygusal ihtiyaçlar mantıksız bulunabilir.

  • Her iki taraf da savunmaya geçebilir.

  • Yakınlık yerine performans ve başarı öne çıkabilir.

Çözüm, taraflardan birinin mutlaka “feminen role” geçmesi değildir. İki tarafın da dinleme, empati, esneklik ve onarım becerilerini geliştirmesidir.


Bir İlişkide İki Taraf da Feminen Olursa Ne Olur?

İki tarafın da şefkatli, duyarlı ve ilişki odaklı olması güçlü bir duygusal bağ oluşturabilir. Partnerler birbirlerini kolayca anlayabilir ve güvenli bir yakınlık kurabilir.

Ancak iki taraf da çatışmadan kaçınıyor, karar almakta zorlanıyor veya sınır koymaktan çekiniyorsa sorunlar konuşulmadan birikebilir.

Bu durumda:

  • Kararlar sürekli ertelenebilir.

  • Taraflar gerçek isteklerini saklayabilir.

  • Açık çatışma az görünse de içeride kırgınlık büyüyebilir.

  • Herkes diğerinin ihtiyacını tahmin etmeye çalışabilir.

  • İlişkinin pratik sorumlulukları sahipsiz kalabilir.

Çözüm, birinin baskın hâle gelmesi değil; iki tarafın da açık iletişim, karar verme ve sınır koyma becerilerini güçlendirmesidir.


Maskülen Erkek ile Feminen Kadın Daha mı Uyumludur?

Her ilişki için geçerli böyle bir kural yoktur.

Bazı çiftler daha geleneksel bir rol paylaşımında kendilerini huzurlu hissedebilir. Erkek daha fazla maddi sorumluluk alırken kadın ev içi düzenle daha fazla ilgilenebilir. Eğer bu düzen iki tarafın da özgür seçimine, karşılıklı saygıya ve değişen koşullara uyum gösterebilmesine dayanıyorsa tek başına sağlıksız değildir.

Başka çiftler ise görevleri ve kararları daha eşitlikçi biçimde paylaşmayı tercih edebilir. Bir kadın daha yüksek gelir elde edebilir, bir erkek çocuk bakımında daha fazla sorumluluk alabilir. Bu da ilişkiyi daha az kadınsı veya daha az erkeksi yapmaz.

Uyumu belirleyen yalnızca rollerin benzerliği veya zıtlığı değildir. Şunlar da önemlidir:

  • Tarafların beklentilerinin birbiriyle ne kadar uyumlu olduğu

  • Roller hakkında açıkça konuşulup konuşulmadığı

  • İş bölümünün adil hissedilip hissedilmediği

  • Bir tarafın diğerinden daha az değerli görülüp görülmediği

  • Düzenin değişen yaşam koşullarına uyum sağlayıp sağlayamadığı

  • Her iki tarafın da söz ve seçim hakkının bulunup bulunmadığı

Kısacası bir ilişki “zıt enerjiler” taşıdığı için değil, iki insan kendi farklılıklarını konuşabildiği ve adil bir ortaklık kurabildiği için sürdürülebilir olur.



Araştırmalar Maskülenlik, Feminenlik ve İlişki Doyumu Hakkında Ne Söylüyor?

Bu alandaki araştırmalar farklı dönemlerde, farklı kültürlerde ve farklı ölçüm araçlarıyla yapılmıştır. Bu nedenle sonuçları “İdeal erkek şöyledir, ideal kadın böyledir” şeklinde okumak doğru olmaz.

Yine de birkaç önemli nokta öne çıkmaktadır:

  • Geleneksel cinsiyet rolü çatışmasının daha düşük evlilik doyumuyla ilişkili olabildiğini gösteren çalışmalar vardır.

  • Çift çatışmalarına ilişkin geniş bir meta-analizde kadın ve erkek davranışları arasındaki ortalama farkların çoğu küçük bulunmuş; her iki cinsiyet için de düşmanlık, geri çekilme, yakınlık ve problem çözme biçimlerinin ilişki doyumuyla bağlantılı olduğu görülmüştür.

  • İlişki içinde kendini açma konusunda kişinin ilişkiyi yürütebileceğine dair güveninin, geleneksel cinsiyet rolü tutumlarından daha güçlü bir değişken olabildiği gösterilmiştir.

  • Daha yeni çift araştırmaları, partnerlerin toplumsal cinsiyet rollerine dair beklentilerindeki uyumun kültür ve bağlama göre ilişki doyumuyla bağlantılı olabileceğini göstermektedir.

  • Bazı eski çalışmalar, hem geleneksel olarak maskülen hem de feminen kabul edilen olumlu özellikleri kullanabilen daha esnek kişilerin daha yüksek ilişki kalitesi bildirdiğini bulmuştur.

Bu araştırmaların ortak mesajı, tek bir ideal cinsiyet rolü belirlemek değildir. Daha anlamlı sonuç şudur:

İlişkiler, kişiler yalnızca kendilerine öğretilen dar role bağlı kalmak yerine farklı durumlarda farklı becerileri kullanabildiğinde daha esnek hâle gelir.

İlişkilerde Maskülenite ve Feminenlik Dengesi Nasıl Kurulur?

Bu dengeyi kurmak, partnerlerin kişiliklerini değiştirmesi veya kendilerine uymayan bir rolü oynaması değildir. Amaç, ilişkinin ihtiyaç duyduğu becerilerin tek bir kişinin omuzlarında kalmasını önlemektir.


1. Etiketlerin altındaki ihtiyacı bulun

“Sen çok feminen kaldın” veya “Ben bu ilişkide fazla maskülenim” demek yerine, ne yaşadığınızı somutlaştırın.

Örneğin:

  • “Planları sürekli benim yapmam beni yoruyor.”

  • “Her tartışmada ilk konuşan ve çözüm arayan taraf olmak istemiyorum.”

  • “Duygularımı anlattığımda hemen çözüm sunulması yerine dinlenmeye ihtiyacım var.”

  • “Karar verirken fikrimin sorulmasını istiyorum.”

  • “Sana destek olurken kendi ihtiyaçlarımı unutmaya başladığımı fark ediyorum.”

Etiket tartışma yaratabilir; ihtiyaç ise konuşulabilir.


2. Görünmeyen yükü görünür hâle getirin

İlişkinin yalnızca görünen işleri yoktur. Randevuları hatırlamak, tatili planlamak, aile ilişkilerini düzenlemek, konuşulması gereken konuları takip etmek ve partnerin ruh hâlini sürekli gözlemlemek de bir yüktür.

Bir hafta boyunca şu alanları kimin taşıdığına bakabilirsiniz:

  • Maddi sorumluluklar

  • Ev işleri

  • Sosyal planlar

  • Ailelerle iletişim

  • Çocuklarla ilgili kararlar

  • İlişkide konuşma başlatma

  • Yakınlık ve cinsellik için alan açma

  • Tartışma sonrası barışma girişimi

  • Gelecek planlarını organize etme

  • Duygusal atmosferi düzenleme

Amaç puan tutmak değil, otomatikleşmiş rolleri fark etmektir.


3. Liderliği dönüşümlü kullanın

Bir ilişkide her konuda tek bir lider olmak zorunda değildir. Partnerler güçlü oldukları veya istekli oldukları alanlarda sorumluluk alabilir.

Örneğin biri tatili planlarken diğeri bütçeyi düzenleyebilir. Bir konuşmayı biri başlatırken diğer bir konuda öteki taraf inisiyatif alabilir. Böylece liderlik bir güç makamı değil, paylaşılan bir sorumluluk hâline gelir.


4. Doğrudan iletişimi güçlendirin

Feminenlikle ilişkilendirilen “sezgi” veya maskülenlikle ilişkilendirilen “netlik”, partnerin zihnini okuma zorunluluğu yaratmamalıdır.

İhtiyacınızı açıkça söyleyin:

“Şu anda çözüm değil, yalnızca dinlenmek istiyorum.”
“Bu konuda kararı senin almanı değil, birlikte değerlendirmemizi istiyorum.”
“Bugünkü planı senin yapman bana iyi gelir.”
“Sana destek olmak istiyorum ama bunu yaparken kendi sınırımı da korumam gerekiyor.”

5. Kırılganlığa güç içinde yer açın

Güçlü olmak, hiç korkmamak veya üzülmemek değildir. Kişinin yaşadığı duyguyu inkâr etmeden sorumluluk alabilmesidir.

“Bilmiyorum”, “Korkuyorum”, “Sana ihtiyacım var” veya “Bu konuda desteğini istiyorum” diyebilmek ilişkiyi zayıflatmaz. Güvenli bir ilişkide bu cümleler yakınlığı artırabilir.


6. Şefkati sınırla birlikte kullanın

Partnerinizi anlamak her isteğine evet demek değildir. Sağlıklı şefkat, hem karşı tarafın duygusunu hem kendi ihtiyacınızı aynı anda görebilmektir.

“Bunun senin için önemli olduğunu anlıyorum. Fakat bugün buna ayıracak gücüm yok.”

Bu cümlede hem bağ hem sınır vardır.


7. Kontrol ile sorumluluğu ayırın

Sorumluluk almak, partnerinizin yerine karar vermek değildir. Bir işi üstlenmek, diğer tarafın seçim hakkını ortadan kaldırmamalıdır.

Benzer şekilde kontrolü bırakmak da bütün sorumluluğu partnerinize devretmek anlamına gelmez. Sağlıklı iş birliğinde iki taraf da yetişkin konumunda kalır.


8. Değişime davranış üzerinden bakın

“Daha maskülen olacağım” veya “Feminen tarafımı açacağım” gibi soyut hedefler yerine gözlenebilir davranışlar belirleyin:

  • Haftada bir planı diğer partnerin yapması

  • Tartışmada söz kesmeden on dakika dinlemek

  • Bir ihtiyacı ima etmeden açıkça söylemek

  • Partnerin hatasını hemen düzeltmemek

  • Bir kararı birlikte almak

  • Yardım istemeyi denemek

  • Kendi sınırını sakin biçimde dile getirmek

Değişim, yeni bir kimlik ilan etmekten çok yeni davranışları tekrar etmekle oluşur.


Kendinize ve Partnerinize Sorabileceğiniz Sorular

İlişkinizdeki rol dağılımını anlamak için şu sorular üzerinde düşünebilirsiniz:

  • İlişkimizde kararları çoğunlukla kim alıyor?

  • Planları kim yapıyor, kim takip ediyor?

  • Tartışmayı kim başlatıyor, kim geri çekiliyor?

  • Duygusal ihtiyaçlarını daha rahat ifade eden kim?

  • Kim daha sık yardım istiyor, kim yardım istemekten kaçınıyor?

  • Birimiz yorulduğunda rollerimiz değişebiliyor mu?

  • Partnerimin güçlü olmasını tehdit gibi algılıyor muyum?

  • Partnerimin kırılganlığına alan açabiliyor muyum?

  • Şefkat gösterirken kendi sınırlarımı koruyabiliyor muyum?

  • Kontrolü bıraktığımda yoğun kaygı yaşıyor muyum?

  • İlişkide değerli hissetmek için sürekli güçlü veya sürekli verici olmam mı gerekiyor?

  • Rollerimiz seçimlerimizi mi yansıtıyor, yoksa aileden ve toplumdan öğrendiğimiz kuralları mı?

Bu soruların amacı kimin daha maskülen veya feminen olduğunu belirlemek değildir. İlişkinin hangi becerilere daha fazla ihtiyaç duyduğunu fark etmektir.


Ne Zaman Çift Terapisi Düşünülebilir?

Her rol farklılığı bir problem değildir. Ancak aşağıdaki durumlar sürekli tekrarlanıyorsa profesyonel destek faydalı olabilir:

  • Sorumlulukların çoğu sürekli tek kişide kalıyorsa

  • Partnerlerden biri ebeveyn, diğeri çocuk gibi hissediyorsa

  • Her tartışma güç mücadelesine dönüşüyorsa

  • Duygular hakkında konuşmak zayıflık sayılıyorsa

  • Bir taraf yakınlık istedikçe diğeri daha fazla geri çekiliyorsa

  • Kontrol, kıskançlık veya baskı “maskülenlik” adı altında normalleştiriliyorsa

  • Sınır koyamamak ve kendinden vazgeçmek “feminenlik” olarak idealize ediliyorsa

  • Rol dağılımı taraflardan birinde yoğun öfke ve tükenmişlik yaratıyorsa

  • İlişkinin duygusal veya cinsel yakınlığı belirgin biçimde azaldıysa

  • Çift aynı döngüyü kendi başına konuşup değiştiremiyorsa

Çift terapisinde amaç erkeği daha maskülen, kadını daha feminen yapmak değildir. Amaç, iki tarafın da ihtiyaçlarını, sınırlarını ve sorumluluklarını daha açık biçimde ifade edebildiği bir ilişki kurmasına yardımcı olmaktır.

Hakaret, tehdit, ekonomik kontrol, takip, fiziksel şiddet veya cinsel şiddet varsa konu yalnızca bir “enerji dengesi” değildir. Öncelik güvenliği sağlamak ve uygun profesyonel ya da hukuki desteğe ulaşmaktır.


Sık Sorulan Sorular

Maskülen enerji yalnızca erkeklerde mi bulunur?

Hayır. Karar verme, sınır koyma, inisiyatif alma ve bağımsız hareket etme gibi maskülen olarak adlandırılan özellikler her insanda bulunabilir. Benzer biçimde şefkat, duygusal açıklık ve bağ kurma gibi feminen kabul edilen özellikler de yalnızca kadınlara ait değildir.

Feminen enerji pasif olmak mıdır?

Hayır. Alıcılık ve esneklik pasiflik anlamına gelmez. Sağlıklı feminenlik olarak tarif edilen ilişki becerileri, kişinin duygularıyla temas kurarken sınırlarını ve seçme hakkını korumasını da içerir.

Maskülen olmak kontrolcü olmak mıdır?

Hayır. Sağlıklı kararlılık ve sorumluluk, partner üzerinde üstünlük kurmayı gerektirmez. Kontrol, baskı ve kıskançlık maskülenliğin kanıtı değil; ele alınması gereken ilişki davranışlarıdır.

Kadın çalıştığında veya daha çok kazandığında ilişki dengesi bozulur mu?

Tek başına hayır. Gelir düzeyi ya da meslek, kişinin kadınlığını veya erkeğin erkekliğini azaltmaz. Dengeyi etkileyen asıl konu; çiftin sorumlulukları, güç paylaşımını ve beklentileri nasıl konuştuğudur.

Erkek duygularını gösterdiğinde feminenleşir mi?

Bir erkeğin üzüntüsünü, korkusunu veya ihtiyacını ifade etmesi onu daha az erkek yapmaz. Duygusal açıklık, yakın bir ilişkinin sürdürülebilmesi için gereken temel becerilerden biridir.

İlişkide roller her zaman eşit mi olmalı?

Her görev aynı miktarda paylaşılmak zorunda değildir. Ancak her iki tarafın da söz hakkı bulunmalı, iş bölümü adil hissedilmeli ve roller gerektiğinde değişebilmelidir. Eşit değer ile her işi eşit yapmak aynı şey değildir.

Maskülen ve feminen enerji uyumu cinsel çekimi etkiler mi?

Bazı kişiler ilişkideki rol dağılımının arzu ve çekimlerini etkilediğini hissedebilir. Ancak cinsel isteği yalnızca enerji uyumuna bağlamak doğru değildir. Stres, sağlık, ilaçlar, beden algısı, güven, çatışmalar, yaşam koşulları ve ilişkinin genel yakınlığı da cinsel isteği etkileyebilir.


Denge, Bir Rolü Kusursuz Oynamak Değildir

İlişkilerde denge, erkeğin sürekli güçlü, kadının sürekli yumuşak olduğu değişmez bir düzen değildir. İnsan bazen yön verir, bazen takip eder. Bazen korur, bazen korunmaya ihtiyaç duyar. Bazen karar alır, bazen durup ne hissettiğini anlamaya çalışır.

Sağlıklı ilişki, tarafların bu farklı hâllerine yer açabilen ilişkidir.

İlişkilerde maskülenite ve feminenlik dengesi, iki insanın birbirine zıt roller oynamasıyla değil; her iki tarafın da hem özerkliğe hem yakınlığa, hem güce hem şefkate, hem sınıra hem esnekliğe erişebilmesiyle kurulur.

İlişkinizde sürekli aynı rolü üstlendiğinizi, bütün sorumluluğu taşıdığınızı, duygularınızı sakladığınızı veya kendi ihtiyaçlarınızı geri plana attığınızı fark ediyorsanız psikolojik destek almayı değerlendirebilirsiniz.

Ben, Psikolog Oğuz Demir olarak hem online hem de yüz yüze görüşmelerde çiftlerin tekrar eden ilişki döngülerini yargılamadan anlamalarına; ihtiyaçlarını, sınırlarını ve sorumluluklarını daha açık biçimde konuşabilmelerine yardımcı olmaya çalışıyorum.

Her ilişkinin dengesi kendine özgüdür. Önemli olan başkalarının kadınlık ve erkeklik tarifine uymak değil, iki tarafın da kendisi olarak kalabildiği güvenli bir ortaklık kurabilmektir.


Kaynaklar

  1. Park, H. G., Qin, H. Y., Horne, R. M., Impett, E. A., Yorgason, J. B. ve Cheung, F. (2025). Partner (in)congruence in gender role attitudes and relationship satisfaction. PNAS Nexus, 4(1), pgae589. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39840223/

  2. Woodin, E. M. (2011). A two-dimensional approach to relationship conflict: Meta-analytic findings. Journal of Family Psychology, 25(3), 325–335. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21553964/

  3. Horne, R. M. ve Johnson, M. D. (2018). Gender role attitudes, relationship efficacy, and self-disclosure in intimate relationships. The Journal of Social Psychology, 158(1), 37–50. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28375758/

  4. Zare, B. ve diğerleri. (2020). Gender role conflict: Is it a predictor of marital dissatisfaction? A cross sectional study in Tehran. Medical Journal of the Islamic Republic of Iran, 34, 150. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33306043/

  5. Kurdek, L. A. ve Schmitt, J. P. (1986). Interaction of sex role self-concept with relationship quality and relationship beliefs in married, heterosexual cohabiting, gay, and lesbian couples. Journal of Personality and Social Psychology, 51(2), 365–370. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3746618/

  6. American Psychological Association. (2018). APA Guidelines for Psychological Practice with Boys and Men. https://www.apa.org/about/policy/boys-men-practice-guidelines.pdf

 
 
 

Yorumlar


bottom of page